31 Ağustos 2006

Karma Lezzetler...


Fotoğaflar arkadaşlarla toplantımızdaki menüden ve ertesi gün kendimiz için hazırladığım menüden seçmeler...(menü mü , mönü mü?) Kurabiyeleri o hale getirmek hiç de kolay olmadı, açıkçası beni bu kadar uğraştıracağını tahmin etmemiştim:)

Tabu oynadık yine.Çok komik şeyler yaşanıyor oynarken ama sonra geriye dönüp düşününce hatırlayamıyorsunuz hepsini.Cem Yılmaz bir oyununda şöyle diyordu:
"Ben hayatı anlatıyorum, belli bir konu yoktur benim oyunlarımda, burada anlatırız ,burada biter.Oyun bitip dışarı çıktığınızda biri size sorsa;
- "Neydi abi oyunun konusu? Ne anlatıyor o adam orada?" diye, cevabınız tahminen şöyle olur:
- "Çok komikti çoookkkkk , haahhaaahaa, şeyi anlattı , hahahaaa , eeeee, eheeemm, şey vardı, eeeeee, şeeeeyyyyyy,??? neydi yaaaa? :(( "

İşte böyle bir şey tabu oyunu da, o anda not almıyorsan eğer genelde unutuyorsun, orada güldüğünle, eğlendiğinle kalıyorsun.

Kelime " karekök "

-Sayıların üzerine sayı yazarız, ne denir onlara?
-Üslü sayı!
-Tamam. Onun tersine ne denir?
-Üssüz sayı!!!

-???? :))))))


25 Ağustos 2006

Elimizde çiçekler...


Herkesin şu dünyada bir eşi, bir can yoldaşı olmalı.İstiyorum ki herkes birini bulsun, kimse yalnız kalmasın.Etrafıma baktığımda belli bir yaşa gelmiş ve hala yalnız olan insanların çoğu bayan.Dünyada her 3 kadına 1 erkek düşüyormuş diye duymuştum.Yıllar boyu savaşa, askere gidipte ölenler hep erkek.Trafikte sayıca üstün olduklarından kazalarda kaybettilerimiz de daha çok erkekler.Bir de kendi isteği ile erkek olmaktan vazgeçenler var tabi! Artık onların sayısıda yabana atılamaz.

Eeee, ne olur bu durumda? Az olan şey kıymetli olur.Devran döner,gelenek görenek değişir, 50 yıl sonra evlenmek için erkek istemeye gidilirse, hiç şaşmamak gerek! :))))

22 Ağustos 2006

Sıcak Ağustos Günleri...


Yoğun bir 10 gün geçirdim, web tasarımı , kek tasarımı, takı tasarımı, evde dekorasyon tasarımı, ders çalışma çabaları, 2 adet tabu toplantısı derkeeen dolu dolu bir 10 gündü yani.

Yemek bloglarına takıldım bir süre , yeni tarifler edindim, fotoğrafları çekilesi yemekler, pastalar yaptım ama süsleme yapmaya üşendim, bir daha ki sefere çekerim fotoğrafları dedim.

Aylardan sonra ilk defa ahşap bir obje aldım kendime boyamak için, bir tepsi.Nasıl bir şey olacağını tasarladım, henüz beklemede.

Blog sayfası sayesinde web tasarımı ile ilgili bilgiler okudum, yeni şeyler öğrendim veeeee tükkanı da açtım kendi kendime! :))

12 Ağustos 2006

TAKI BLOĞUM...

Takılarımı tek çatı altında topladım.Sol tarafta da gördüğünüz gibi www.crestaki.blogspot.com adresinden ulaşabilirsiniz...:)

08 Ağustos 2006

Ben Yaptım - 6

En son yaptıklarım...





05 Ağustos 2006

Bir Akşamın Anatomisi

Türkçe sözlüğe baktım, Anatomi:Bir şeyin oluşumundan doğan özellik.
Örn:Toplumun anatomisi.
şeklinde bir anlamı da var, demek ki Bir Akşamın Anatomisi yazabilirim dedim.

Sıradan bir akşamdı yine dünkü yaşanan.





Önce Formula 1 yarışları vardı, Schumacher Alonso'ya karşı! Kolay bir şey değil haaa, kumandaya biraz hızlı bassan arabalar pistten çıkıyor:)

Sonra çizgi film izlemek istedi çocuklar ,Tarzan Cd'si yerleştirildi bilgisayara.Yanında patlamış mısır istediler,onu da yaptım ama tencere kapağının gazabına uğradım bu arada.Mısırları patlatmak için tencereyi bir sağa bir sola sallarken sen kızgın kapak iyi kapanma, önce sağ elime sonra sol elime çarp, ellerim yansın, ben tencereyi ocağın üzerine at! Güler misin ağlar mısın:))))) Hemen ellerimi soğuk suyun altına tutmaca,buzluğa yapıştırmaca...Böylesi de ilk defa başıma geldi, acılı olsa da komikti...:))))

Çocuklar çizgi film izlerken yarın gidilecek olan havuzun hazırlıkları yapıldı, çanta hazırlandı.

Yeni alınan ayakkabının fotoğrafı çekildi.Çok beğenildi ama bir sorun çıktı yarın iade edilecek.

Sadece şöylesine bakmak için girilen boncukçudan dayanamayıp alınan malzemeler yatağın üzerine serildi ve durum kritiği yapıldı.

Deerrrkeeeeennnn, bütün işler bitti ve He-man geldiii!.....:)

29 Temmuz 2006

Yolun yarısına 1 kala...


İşte bu da benim pastam! Yoook ben yapmadım, ben doğum günümü kutlayayım diye benim için yapmışlar:))

Geçen hafta sonu 4 kişilik çekirdek ailemle birlikte yeni keşfettiğimiz bir yere gittik, tecrübe etmişsinizdir belki, kebapçıya gidersiniz masanın üzerine kocaman bir kağıt sererler, sonra tepsiyle yeşillik salatalar gelir ve masanın orta yerine pat pat atmaya başlarlar,çeşitlerin biri gider biri gelir, sonuçta ortada tepeleme bir salata yığını oluşur, yemyeşil, rengarenk, insanın iştahı kabarır, yiyemeyeceğiniz ,bitiremeyeceğiniz kadar salata...Ondan sonra gelen ana yemeğe bakmazsınız bile.İşte ben tam o salataya ruhumu teslim etmişken, bizim muhteşem üçlü beliriverdi yanımızda:)) Siz? ,nerden?, nasıl? diye devam eden kısa bir şaşkınlıktan sonra jeton düştü tabi ki, süpriz bir doğumgünü planlanmıştı.Kebapçı da başlayan parti, lunaparkta çarpışan otolara binerek, oradan da pastahaneye geçip pastamızı keserek devam etti.Çok çok uzun zamandır bu kadar organize ve güzel bir doğumgünü yaşamamıştım, mahçup,şaşkın ve mutlu bir şekilde bir yaşımı daha geride bıraktım.

Geçen hafta izinliydim ve zuzularımla beraber vakit geçirdik.Hatta bir ara "çalışmamak güzelmiş beh!" dedim kendi kendime, her ne kadar evin içinde koşuşturmayla da geçse günler, kafan rahat, ruhun sakin, istediğin zaman istediğini yap...Boncuklarıma da gereken ilgiyi gösterdim tabi bu arada:) Yeni takılar yaptım, daha da bir sürü takı yapılası malzeme olduğunu gördüm elimde. Ne yapacağım sonra bunları , sanal tükkan mı açsam ne yapsam dedim kendi kendime:))) Şöyle neon ışıklarıyla "Creccent'ın Takıları" ! Hadeee, kolyeye gel vatandaş, kolyeyeeeee!:)))))))

20 Temmuz 2006

Butik Pasta...



Bu işin de kursu olduğunu bugün öğrendim.Hemen gönlüm kayıverdi, tam bana göre dedim kendi kendime, renkler, süsleme, dizayn, yaratıcılık, lezzet, sevimli, şık, cıvıl cıvıl...Kurslara mı katılsak acaba? :))

Mutlaka bakın, ben çok beğendim...:)

http://www.past-art.com/

http://www.coccolat.com/

18 Temmuz 2006

Kokoş...


Bugün kokoş günümdeydim :) Geçen yıl yaptığım ama şatafatlı bulduğum için beklemeye aldığım ve uygun zamanı beklediğim kolyemi taktım bugün... Taaa akşamdan planlamıştım takmayı, bu sefer kararlıydım :)Bir şeyler için hep uygun zamanları bekleriz ya. Aslında o günün diğerlerinden çok farkı yoktur sizin dışınızdaki insanlar için, herhangi bir gündür.Ama sizin için özeldir, işte öyle bir gündü beklenen.

Öğle arasında küçük bir arkadaş toplantısı olacaktı, kolyemi bu güne layık görmüştüm ama son anda planlar değişti, buluşma ertelendi ve ben kolyemle başbaşa kaldım :))) Sonuç mu? İşyerinde süslü crescent, kokoş crescent :)))) Öyle olması için hiç bir bahanesi kalmayan crescent :))))))))

12 Temmuz 2006

...olabilme ihtimalini sevdim...

Bu şiiri okuduğumda çok sevdim, zor gelir bana şiir okumak, yazmak... Öyle derin duygulara dalmakta zorlanırım ama bunu okuyunca "hah tamam" dedim, bu şiir tam bana göre, benim anlayacağım dilden, hatta daha ağırını da kaldırabilirim ...:)))

Kasaların keskin kenarları batıyordu,
Elimin kesilmeye hazır nazır yerlerine,
Sonra kablolar çekiyordum,
Kopup duran bağlantıların iyice yaval olmalarında;
Ne yana baksam ethernet
Ve orman sanıyordum anakartların yalancı yeşilliğini;
Networkler kuruyordum,
Workgrouplar yapıyordum;
Dosyalar kopyalıyordum bir bilgisayardan, bir iç bilgisayara
Harddisk'in sesini başına koyuyordum, sevdiğim şarkıların listesinin;
Sonra çıkıyordum Windows' tan
Ve MS-DOS' tan UNIX' e giden
Ömrümün en hızlı
Ömrümün en yavaş
Ömrümün en basit
Ömrümün en sağlam işletim sistemini çalıştırıyordum,
Çünkü sonunda server oluyordum.
Master disk kokuyordun sonunda
Soğuk ve şehirler arası otobüslerde vazgeçtim bilgisayarcı olmaktan
Ve teknik servis çantamda MS-DOS disketleriydi duran
Ben seninle bir gün IBM' in Ar-Ge departmanında
Ben seninle sadece bilmek zorunda olanların bildiği
Bir son kullanıcı bayisinde
Ben seninle Ağrı Dağı' nın Van gölü' ne bakan yüzündeki herhangi bir bilgisayar dükkanında
Ben seninle bir anakartın, karmaşık coğrafyasında kaybolabilme ihtimalini sevdim
Ben senin bilgisayarcı olabilme ihtimalini sevdim...

10 Temmuz 2006

"Vaayy seni gidi kene!..."


Taaa okul yıllarından beri He-Man ile aramızda şakalaşma konusuydu kene.
-Vaayy seni gidi kene! şeklinde takılmalar yapardık birbirimize.Doğru dürüst kenenin ne olduğunu bile bilmez, bu kadar da popüler olabileceğini tahmin etmezdim.Kene'nin nasıl bir şey olduğunu tam anlamıyla geçen sene öğrendim, ama ne öğrenme! :))

Bir gün tesadüfen bacağımda yabancı bir cismin varlığını keşfettim ve onun canlı olduğunu anladığım anda kafayı yiyecektim neredeyse, zorla da olsa ayırmayı başardım onu kendimden.Bir gün önce yeşillik bir alana gidip oturmuştuk bir kaç saat.Birden, medyada yeni yeni çıkmaya başlayan kene haberleri film şeridi gibi geçti gözümün önünden.Hemen internetten araştırmaya başladım, Kırım-Kongo kanamalı ateşi, kenenin şekli, hastalık belirtileri, kuluçka dönemi derken aldı mı beni 10 günlük sıkıntılı bir bekleyiş.Doktora da gittim, anlattım, beni pek ciddiye almamış gibi bir hali vardı, gülümseyerek: "burada olmaz onlardan, merak etme değildir" tarzında telkinler falan...Tabi ısırılan benim, sana göre bir şey yok :)

İnternetten fotoğraflarına baktım,benim böcüğü andırıyor, faaliyetler aynı, ısrarlı(!) bir kan emici :) Çok fazla ciddiye almamaya çalışıyorum gülerek anlatıyorum herkese ama içime de bir kurt düştü tabi, 10 günlük kuluçka süresini bekliyorum, tavuk misali :))))

Neyse stresli bir bekleme döneminden sonra onun kene olmadığı kanaatine vardık ama yaşadığım sıkıntıyı bir ben bilirim.Hala zaman zaman aklımıza geldiğinde "yaaa, bir de kene olayımız vardı değil mi?" deyip gülüyoruz, benim içim sıkılarak :))))

Dün ani bir piknik olayı organize ettik Nimet'lerle.Benim kene olayını yad ettik gene gülerek.Belediye'nin bir parkıydı, buralarda kene olmaz dedik, çimler bakımlı ya :) Haftaya gerçek bir piknik olayına girişelim dedik mangallı falan, uzak diyarlara.Ben hemen "kene?" diye atladım! Ediz'de " Merak etme, alırız 4-5 kutu shelltox, sıkarız oturacağımız yere ve etrafına, hiç bir şey olmaz! " dedi :)))))


07 Temmuz 2006

Home Sweet Home


Evimi seviyorum.Her köşesinde benim emeğim var. 4 yıl önce taşınırken duvar boyasından kapısına, penceresinden yerdeki karosuna, parkesinden fayansına, dolabından lavobosuna, elektrik düğmesinden kapı koluna, duvar kağıdından armatürüne, herşeyiyle tek tek ilgilenip, ben seçmiştim. Eeeee boşuna "dekoratif yenge" demiyordu bana sevgili arkadaşım :)) Sonra ara ara aldığım renkli, neşeli objelerle zenginleştirdim.
Zaman zaman dekorasyon duygularım depreşir, ufak tefek değişikliklerle atlatırız krizi :)) Bu aralar sakinim , canım hiç bir şey yapmak istemiyor, bakalım ne zamana kadar...:)

03 Temmuz 2006

İşte Döndük Burdayıııız!

Evimize döndük. İçeri girer girmez çocuklar evin içine çil yavrusu gibi dağıldılar,özlemişler tabi,şimdiye kadar ki kesintisiz en uzun tatilimizi yaptık, tam 10 gün,deniz ,havuz,kum,bol yeşillik,ekmek elden su gölden,yemek,iş güç derdi yok.Ohhh yan gel yat! Güzeldi netice itibariyle...
Tesisimiz güzeldi, sivrisineklerini saymazsak tabi,ilk gün saydım tam 15 tanesine yem olmuşum,sonraki 3-4 günde aynı şekilde devam etti, herkese aynı muameleyi yapmadılar bu arada, beni pek sevdiler canıııımm :) WOW Kremlin Palace ve Topkapı Place ile aynı sahilleri paylaştık.Hatta Nimet’le “yaa bu sinekler oraya da gidiyor mu acaba” diye merak ettik, bizim koca çocuklar(!) da sırf biz merak ettik diye oradaki turistlerin sinek ısırıklarını saymaya gittiler :))))
Deniz kenarında çocuklara kumdan kale yapmayı ve kuyu kazmayı öğretelim dedik, bir süre sonra baktık ki onlar suyla oynamaya dalmışlar, biz uğraşıp duruyoruz kale yapacağız diye :))
Bir gün Antalya’yı keşfe çıkalım diye niyet ettik, Konyaaltı Beach Park güzeldir oraya gidin dediler, kime adres sorduysak sürekli olarak sola dönün devam edin dedi.Bir ara bir komplo teorisine kurban gideceğimizi bile düşünmeye başladık, biz sürekli sola dönüp devam ederek antalya çevresini turladıktan sonra nihayet bulduk aradığımız yeri:) Geri dönüşümüz de tam bir maceraydı,bilmediğimiz köy yollarına girdik gecenin bir yarısı, etrafta tek ışık yok, birden korku filmlerindeki gibi beyaz bir sis çöktü üzerimize, yol gözükmüyor ,kimseden gerginlikten dolayı ses çıkmıyor, neyse sonunda medeniyete ulaştık da derin bir ohhh çektik :)))

Bu arada yitirdiğimiz klasik heyecanlarımız da oldu “aa bakın çocuklar uçak geçiyor” gibi. Çünkü kaldığımız yer ve yakın çevresinden dakka başı uçak geçiyordu, en sonunda “ aa çocuklar bakın yine uçak geçi......, amaaaan boşverin!” ‘e döndü olay :)))




Bir gün daha da uzaklara açıldık ,Kemer’e ve Fasalis’e gittik.Harikalar Diyarı gibi yerler gördük...



Başka bir gün de Şelaleler turuna çıktık, Kurşunlu ve Düden’e gittik, İkisininde doğal güzellikleri harikaydı.

Sonuç itibari ile güzel bir tatildi.Langırt, tenis, bilardo oynadık,iki akşam diskoya gidebilmek için çocuklar uyumasın diye çok direndik, ne oyunlar yaptık onlara saat tam 24.00 oldu içeri girdik ama orada en fazla 15 dakika ayakta tutabildik onları,tabi boynumuz bükük bir vaziyette eve dönmek zorunda kaldık.Hamak keyfi yaptık, denizde eğlendik, yaklaşık 500 kare fotoğraf çektim, herkesin her anını yakaladım deeermişim :))) Özellikle çektiğimiz ayak fotoğrafları çok espri konusu oldu, Nimet özellikle bu konu ile ilgili yazacağını söyledi,merakla bekliyorum bakalım :)))

16 Haziran 2006

Vee tatiiiiilll!...


Benim çekirdek ailem ve Nimet'in çekirdek ailesi beraber tatile çıkıyoruz. Umarım havalar da iyice düzelir ve tatilin tadını çıkarırız.

Darısı herkesin başına! :)))


14 Haziran 2006

Ooh oohh disko disko...

Burcu- Akşam yemekten sonra bize çık olur mu?
Crescent- Tamam,görüşürüz.

Akşam olur, herkes işten, okuldan eve gelir, yemek yenir, sonra fört şapka ele alınır ve :
-Anneee ben Burcu’lara gidiyorum.
-Tamam,geç kalma.

4.kattan 7.kata çıkılır, kapıyı kanki açar.
-Annenler yok mu?
-Yok, halamlara gitiler.

Altyapı hazırdır zaten.Hemen müzik setine o günlerin popüler şarkılarından oluşan kaset koyulur, Micheal Jackson,Madonna, Aciiiiiiiid diye bağıran yuvarlak sarı yüzlerin müzikleri falan.Salonun penceresinin tülleri açılır ve yansımalı ayna ortamı hazırlanır.Fötr’ler başa takılır.Şarkı başlar ve yanyana, yüzümüz cama dönük bir şekilde bizde de senkronize dans figürleri başlar.Sağ kol biir-iki, sol kol biir-iki ,kollar aşağı süzülüüür, kendi etrafında dööönn, karşılıklı geç, aynı harekeler tekraaar...

1-2 saatlik çalışmadan sonra güzel bir kareografi oluşturmanın verdiği mutlulukla evli evine köylü köyüne deyip, ertesi yani cumartesi günü öğle saatlerinde Metropol’e, Airport’a veya F34’e gitmenin hayalleriyle uykuya dalınır.

Ertesi gün ilgili mekana intikal edilir , büyük bir ciddiyetle ve başarıyla görev tamamlanır, güzel bir iş başarmış olmanın verdiği gururla çok da geç kalmadan eve dönülürdü :)))

Şimdi düşününce yaptıklarımızı, çok komik geliyor, ama herkesin kanının deli aktığı zamanlar vardır ya o günleri de yaşadım işte ben diyorum düşününce , ne eksik, ne fazla...

Ama komikmiş yaaa ...:)))





12 Haziran 2006

Diploma...



Altı yaşındaki oğlum diplomasını alıp kreşten mezun oldu! Biz üniversiteden mezun olurken dahil olmuştuk böyle bir organizasyona, o altı yaşında yaşadı aynı duyguyu.O kadar doğaldılar ki... Sanki yüzlerce göz onları izlemiyor da kendi aralarında eğleniyorlar gibi rahattılar...Miniklerin takla atmaya çalışıp da atamamaları, oğluşumun sırası geldiğinde yapacağı espriye önce kahkahalar atarak kendisinin gülmesi ve ondan sonra lafını söylemesi, minik balerin kızın sürekli yüzünü öğretmenine , poposunu da seyirciye dönerek selam vermesi geceden eğlenceli notlardı :)))

Onlar ne kadar güzel bir iş ortaya çıkardıklarının belki farkına bile varmadan bir salon dolusu insanı kendilerine hayran bıraktılar.


Hepsiyle gurur duydum...

09 Haziran 2006

İtiraf ediyorum...

060606’da saat 12’yi 06 geçe ve yine 06’da bir buluşma vardı :)

Blog dünyasının Nimet’i,Sardunya’sı,Kuğuu’su ve Crescent’i bir araya geldiler ve birbirleriyle yüzleştiler...Eminim herkes memnun ayrıldı bu görüşmeden.Kendi adıma konuşacak olursam Sardunya ve Kuğuu’nun yazdıkları beni onore etti, Nimet ise yıllardır süren arkadaşlığımız ile zaten onore ediyor.Çok sıcak bir ortamda güzel bir görüşme oldu.

Darısı diğer blogger’ların başına ... :)

08 Haziran 2006

Can sıkıntısı...













Elimin altında fotoğraf makinası var ya artık herşeyin resmini çeker dururum.Dedim ya arkadaşlarım gitti diye ,etrafta fotoğrafını çekebileceğim kimse bulamıyorum, bende kendi resmimi ,çiçek cinimi ve bardağımın resmini çektim.İçinde hiç çay içilmemiş bardağım...(çocukluğumdan beri çay içme özürlü olduğum için :))

"Baaaak çektiğim fotoğraflara" diye arkadaşıma gönderdim , o da “ Ne o biz görmeyeli ayak fetişisti mi oldun” dedi :)))) İki tanesi üstüste gelince :) Ne yapayım yaaa, etrafta fotoğrafı çekilebilecek biri vardı da biz mi çekmedik ...

05 Haziran 2006

Farkındalıklarım....


Üzerine alınan herkese hitap ediyorum...



İnsan yaşadıklarının kendi için ne anlamlar taşıdığını o anda farkedemiyor,görüp,yaşayıp,okuyup geçiyorsun ama sonra bakıyorsun ki sende bazı izler bırakmış hayatına yeni anlamlar katmış, sonradan farkına varmışsın bazı şeylerin...
Mesela Put Your Lights On'u (Santana) ve Lorena McKennitt'in La Serenissimia'sını ilk defa blog ziyaretlerim sırasında dinledim ve beni ne kadar derinden etkilediklerini farkettim...
Bir de bunlar var ...

O'nun denk gelip de , yorumlarını okurken  "saf bu yaa" demelerim...

"Z
aman zaman içinde aşk olan"(!) yazılar okurken "ehem, kem küm" deyip yüzümün kızarması ve vay beee durumları :)

Ne olacak bu kızın, bu karşılıksız aşkın sonu merakları...

Her an kendime dair yeni birşeyleri keşfedebilme ihtimali ve o ana kadar kendimde bunu farkedememiş olmamın verdiği şaşkınlık...
...
Sonraaaa günde 8 saatini paylaştığın en yakın üç arkadaşının aniden başka bir yere gitmesi ve yalnızlık...


Onlarla hiç tanışmamış olsaydım hayatımda bir çok şeyle de hiç tanışmamış, bir çok şeyi de hiç yapmamış olacaktım belki de...


Mesela öğle tatillerinde Migros'a , Pilita'ya gitmezdim...

Geyik yapmak ve hava almak için çıktığımız, aslında sigara içenlerin çıktığı açık hava yangın merdivenlerine hiç çıkmazdım...

Hiç ihtiyacım olmadığı halde diyet ve kalori hesapları yapmazdım...:)

Elimde 5 lt.'lik sularla işe su taşıma alışkanlığı edinmezdim...

Kırmızı oje sürmeye heves etmezdim...

Fotomodel havalarına girmemize neden olan, beraber geçen her anımızı kare kare sakladığımız yüzlerce fotoğrafımız olmazdı.Ve bunlardan oluşan, kendi prodüksiyonumuz olan 1 CD'lik klibimiz...

Bir çoğu olaylı biten taksi maceralarımız olmazdı :)

Tavuk yemek için Kentaki Frayd Çikın (!) 'a gitmeyi hiç düşünmez ,oranın küçük ekmeklerinin nefis tadını bilmezdim hiç...

Tarçınlı,vişneli,vanilyalı,ananaslı... sakız çiğnemeyi hiç denemezdim :)

Kendimi orta yaş sendromuna kaptırmaya başlayacakken ani bir frenle geri dönüş yapmazdım...
Gerçekten bir yerlere, bir şeylere ait olduğum hissine kapılıp kendimi bu kadar rahat hissetmezdim...

Şimdi sadece fiziksel olarak uzaktayız ama umuyorum ki herşey eski güzelliğinde devam edecek ...
Bilmediğimiz Kelimeler:
"Hami çu" : Sohbet sırasında klavye'nin azizliğine uğrayıp "hani şu" yazamamaktır :)) Sinir boşalması yaşayıp dakikalarca karşılılı güldürebilen bir laftır :))


06 Mayıs 2006

Her son yeni bir başlangıç...

Genel olarak bir can sıkıntısı hali var üzerimde.Bir huzursuzluk, sebebini biliyorum aslında ama sadece dile getirmek yetmiyor ,uygulayabilmek lazım.Başarılı olmam gereken bir sınav var ve birinci aşamasına 2 ay kaldı, bu hayatımın şansı diyebilirim.

Tedbirli,çok düşünen bir insanım ama bazı durumlarda ani kararlar vermeyi de severim çünkü bana cesur olduğumu hissettirir.Risk olmazsa başarı da olmaz.Özellikle kendime kızdığım zamanlarda yaparım bunu.Sonuçlarının bizim için daha iyi olacağını düşünerek verdim hep ani kararlarımı.Şimdi de blog sayfası yazmayı,okumayı ve tüm hobilerimi bırakıyorum bir süre için.Çünkü bunlar için ayırdığım zamana ihtiyacım var.Tam da kendimi bir yerlere ait hissetmeye başlamışken hiç istemiyorum bırakmayı ama bunu yapmak zorundayım,çünkü sevdiğim işleri kararında yapamıyorum, kendimi kaptırıp gidiyorum.İnşallah asıl yapmam gerekeni başarmış olarak geri dönerim.

Hoşçakalın :))

01 Mayıs 2006

27 Nisan 2006

Hayatımız...



Tıpkı kalabalık bir asansördeymişcesine, birbirimize değmeden yaşıyoruz. Her birimiz kapıya doğru dönmüş, ellerini ya önünde birleştirmiş ya da iki yana sıkıca yapıştırmış, kimseye dokunmamaya ve dokunulmamaya çalışarak.

Kat ışıklarını takip eder gibi, tek bir yöne bakarak ve her türlü iletişimin önüne baştan geçerek. Yalnız kaldığımız nadir anlarda aceleyle asansörün aynasında kendimize bakar gibi, arada bir içimizi yoklayarak ve her seferinde kendimizde bir şeyi beğenmeyerek, yalnızlık duygusu daha bir artarak.

Ara sıra duyduğumuz tipik asansör müziğini, sokaklarda yürürken de duyuyoruz sanki:
"Yalnızsın, ama korkma, kalabalığın arasındasın. Meraklanma, herkes senin kadar yalnız. Endişelenme de, kimse dokunmayacak sana. Hiç kimsede de;
‘Ben geldim. Beni dinler misin? Tanımaya çalışır mısın?’ diyecek cesaret yok.
Aman sakın, gözlerini yana kaydırma. Dümdüz, duygusuz bir ifadeyle sabitle bakışlarını.
Asansör durunca da hızla hareket edip, ayrıl asansörden, ya da
yoldaysan, sert, kararlı adımlarla yürü yolunda, nereye gideceksen. Sanki çok önemli bir işin varmış, kime, nereye gideceğini biliyormuşsun gibi."

(...)

Yukarıda ki satırlar bana ait değil ama günlük hayatımızı çok güzel yansıttığı için paylaşmak istedim.Birey olarak ‘iletişimsizlikten ve anlaşılamamaktan’ şikayetçi oluruz. Korkarız yanlış insanlara rastlamaktan veya incitilmekten.
Peki dışarıda yüzlerce insan aynı şikayetlerden yakınmıyor mu?...

25 Nisan 2006

Aşk Ölçer...





Çok eğlenceli , deneyin bakalım sizin ki kaç çıkacak :)))




http://pdl.warnerbros.com/wbol/uk/corpse_bride/lovecalculator/

21 Nisan 2006

Bitmeyen Resim...


Hani bir Türk filmi vardı “Bitmeyen Şarkı “ ya da “Yarım Kalan Şarkı” gibi bir şeydi ismi.İlham gelir esas oğlan şarkıyı yazmaya başlar,bir taraftan da piyanosunu tıngırdatmakatadır,sonra bir şey olur sevdiği kız ile ayrı düşerler ve şarkı yıllarca öööyle yarım kalır,taaaa ki yıllar sonra tesadüfler sonucu tekrar karşılaşana dek.O an birden aşka gelirler ve şarkı tamamlanır.

İşte benim de öyle yarım kalan bir resmim var, Bitmeyen Resim... Ama benimkinin öyle romantik bir hikayesi yok.Sadece vakitsizlik ve talihsizlikler sonucu yarım kalan bir resim.İkinci yağlıboya denemem.Geçen yıl bir başladım hala ööyle duruyor,sağdaki çocuğun henüz ayakları yok farkettiyseniz :) Üzerinde daha çooook rötüş yapılacak.Resimde iki erkek çocuğu var,hani benimde iki oğlum var ya, o yüzden bu resmi yapmaya heveslendim.Ama “insan” resmi yapmak ne kadar zormuş bunu da böylece öğrenmiş oldum.Hatırlıyorum da sıkıntıdan, stresten çatlayıp patlayacak hale geldiğim zamanlar oldu.Belki de o yüzden resim 1 yıldır dolabın içinde beni bekliyor.


Tamam tamam sevgili şaheserim,seni daha fazla bekletmeyeceğim,artık geliyoruuuuumm:))))

19 Nisan 2006

Biraz da Gülelim :))

Yiğit Özgür'ün karikatürlerine bayılıyorum, günlük hayatın içinden, olası laflarla yaptığı karikatürler çok komik, hatta ara sıra arkadaşlarla aramızda canlandırmalarını yapıp yapıp güleriz :))

Eskiden Fırt vardı, Gırgır vardı, Çarşaf vardı , sürekli takip ederdim, şimdiki mizah dergilerinin adlarını bile bilmiyorum.Hey gidi günler hey...




17 Nisan 2006

İstanbul Macerası...


Hafta sonu bebişi görmeye İstanbul’a gittik, hem de yataklı trenle uyuya uyuya gittik,geldik.Bebek maşallah çok tatlıydı, aynı annesi (kardeşime torpil geçeyim :)) Daha şimdiden herkesi peşinden koşturmaya başladı,herkes etrafında pervaneydi.Benim oğluşlarımın bebeklikleri geldi aklıma, o kadar çabuk büyüyorlar ki...

İstanbul’a gidipte İkea’ya gitmemek olur mu hiiiiç, olmaaaazz! Gittik tabi ki.Oraya her gittiğimizde mutlaka alacak bir şeyler buluyoruz,evimizi seven bir çitf olarak :)) Modern dizaynlarını çok seviyoruz ve tabiki çok akılcı, pratik çözümlerini.Özellikle de kutularını :) Oyuncaklar kutuya, kıyafetler kutuya,takılar kutuya,kalemler kutuya, kağıtlar kutuya, yakında kendimiz de birer kutuya girip öyle oturacağız evde :))))))

Pazar günü İstanbul’un o güzel havasından biz de nasibimizi aldık.Çocuklarla beraber Bostancı sahilinden başladık yürümeye sonra çocukların en sevdiği şeyi yaptık, denize taş attık! O kadar çok attık ki (ve yanımızdaki bir sürü insanda aynı şeyi yapıyordu) bir ara bu taşlar ata ata biter mi ,biterse ne oluru düşünmeye başladım :) Öğrendim ki Lodos onları geri getirirmiş:))) İnsanın ciğerlerine işleyen denizin kokusunu çektik içimize ve birkaç aylık depoladık. Daha sonra üst yola çıkıp Suadiye-Şaşkınbakkal tarafına doğru sosyeteye aktık! :) Orada yürümek bana her zaman ilginç gelmiştir, insanların çoğu podyuma çıkmış gibi bir edayla yürür ve öyle her yerde rastlayamayacağınız ilginç tarzlı, high quality (!) insanlar vardır.Bir de bu yolun çocuklarla dönüşü var deyip çok da fazla uzatmadan eve dönüş yoluna koyulduk.

Yoğun,yorucu ve bir o kadar da güzel bir hafta sonuydu.Artık İstanbul’a gitmek için küçük (büyük!) bir sebebimiz daha olacak ,belki de en önemli,en tatlı,en şirin sebep :)))

13 Nisan 2006

Püsküllü Süet Çizmem..


Dün akşam apartmandaki komşunun kızı geldi bizimkilerle oynamaya.Önce oyuncak kutularındaki bütün oyuncakları döktüler oynadılar,sonra küçük legoları çıkardılar,onlarla evler arabalar yaptılar,ondan da sıkılınca bilgisayarı açtılar araba yarışı oynamaya başladılar.Bende salonda televizyon izliyorum, bir ara konuştuklarına kulak misafiri oldum:

Kız: Siz de atari var mı?
Bizimki: Yok. (Kasıtlı olarak almıyorum,bilgisayar oyunlarından bıktık usandık zaten!)


Kız: Play-station var mı? Sakın onun da olmadığını söyleme!
Bizimki : Yookk. (Bir taraftan da bilgisayarda araba yarışına devam ediyor)


Kız: Siz deli misiniz? Neden yok? Erkek çocuklarının olur hep???
Bizimki: Biz zengin değiliz!!

Oğlumun verdiği bu süper cevap karşısında hem çok şaşırdım hem de çok güldüm:))) Bu sorgu-sual’den kendini en kestirmeden kurtaracak cevabı bulmuştu.Bir de onların her istediğini o anda almamak adına bazen yapmış olduğum “şu anda onu alabilecek kadar param yok, ama daha sonra alabiliriz ” şeklindeki yaklaşımlarımı bu şekilde algılamıştı demek ki :)))) Zamane çocukları her istedikleri anında yapılsın, alınsın istiyorlar.Herşeyi çok kolay elde ederlerse de çocukta bir doyumsuzluk,elindekilerden zevk almama durumu ortaya çıkıyor.İstiyorum ki yeni bir oyuncak aldığımızda bundan mutluluk duysun,onunla oynasın ,zevkini çıkarsın hemen kaldırıp bir kenara atmasın.Öyle olmamaları için de bazen , gönlümün elverdiği ölçüde bu tarz hilelere başvuruyorum işte :)

Düşünsenize, eskiden bize yeni bir şey alındığında ne kadar sevinirdik?Bir bebeğimiz, bir topumuz, bir bisikletimiz,bir kalemimiz ne kadar değerliydi!Hatırlıyorum da anneannemin aldığı siyah süet bir çizmem vardı, püsküllü falan, pek havalı bir şey. İlk gece onu ayakkabılığa koymaya kıyamamıştım, hırsız gelir de onu götürürse diye ve yatağımın başucuna koyup öyle uyumuştum :)))) Benim için evdeki herşeyden daha değerliydi işte :))))


12 Nisan 2006

Ebe-Sobe...

Kuguboynu beni sobelemiş; işte sorular ve cevaplar…


1-Hayatınızın merkezinde olan yapılması tehlike içeren işleriniz...

Çocuklarla sokağa çıkmak! Beraber çıktığımız her zaman sürekli tetikteyiz,onları kontrol altında tutmaya çalışıyoruz oluşabilecek tehlikelere karşı,koşarken düşebilirler,farketmeden caddeye çıkabilirler,sevmek için yaklaştıkları köpek ısırabilir,arabanın kapısı kilitlenmemiştir ve aniden açılabilir,oraya buraya koştururken bizi kaybedebilirler… Biraz paronayakça oldu değil mi? :)))

2-Melodilerin arkasından kanter içinde gittiğiniz, vazgeçemeyeceğiniz müzik lezzetleriniz..

Çok fazla seçmem kulağa hoş gelen her türlü müzik dinlerim ama biraz ritmik olmalı,bir şarkıyı dinlerken sözlerden çok melodisine dikkat ederim.

3-Yediğiniz halde" ben bununla doymam diye"çemkirdiğiniz kadar karşısında zayıf olduğunuz yemekler..

İlk aklıma gelen Mantı.


4-İzlemekten keyif alarak reyting canavarına maruz kalıp yayından kaldırılan diziler..

Güz Yangını :(


5-Şu an "ben burada ne yapıyorum, kim getirdi beni buraya "sorularına maruz kalmaksızın ruhunuzun olmak istediği yer.

Evim.


6- Sobelediğiniz diğer blogger' lar..

Kimseyi sobelemiyorum, herkes rahat bir nefes alsın :))


10 Nisan 2006

Teyze Oldum!


Bu sabah Teyze oldum, asılında daha 10 gün vardı ufaklığın gelmesine,doktor amcaları öyle söylemişti ama bizimki biraz sabırsız çıktı ve daha fazla beklemek istemedi sanırım :) Anne olduğum zaman da düşünce olarak kendimi anneliğe alıştırmam biraz zaman almıştı, “nasıl yani, ben şimdi anne mi oldum ?” şeklinde.İnsan bir süre bu yeni kimliğine alışmakta zorluk çekiyor, ama sonra o ufaklıkalar kendilerini hemen kabul ettiriyorlar ve hayatınızın en önemli parçası oluyorlar.Şimdi küçük prensesi görmeden bu teyzelik kimliğine de alışmak zor olacak, anlaşılan bize bu hafta sonu İstanbul yolları gözüküyor :)

06 Nisan 2006

TABU


Üç çocukluk arkadaşı nimet, süheyla ve ben ayda bir kere ailecek toplanıyoruz.Tabu aldık kendimize, pasta ,muhabbet bölümlerini çabuk çabuk geçip,çocukları da oyun odasına gönderip başlıyoruz tabu oynamaya.Bilenler bilir tabuyu,kartlarda bir kelime vardır anlatılacak,esas kelime ,bir de yasaklı söylenmemesi gereken ve o esas kelimeyi en iyi anlatan 4-5 kelime daha vardır.Onları kullanmadan esas kelimeyi kendi takımına anlatırsın.Bayanlar ve Erkekler olarak iki gruba ayrılıyoruz.Biz bir adım öndeyiz ve erkekler bu duruma gıcık oluyorlar:))

Kelime: Rus Ruleti

Süheyla: Hani biz balayında nereye gitmiştik?
Ben: Kıbrıs’a!
Süheyla: Tamam,hani başka bir şey için daha gidiliyor Kıbrıs’a?
Ben: Rus Ruleti!
Erkekler: Ooohaaaa! , rulet de değil, rus ruleti dedi yaaa!!



Kelime: Feribot

Ben: İstanbul’da karşıdan karşıya geçmek için neye bineriz?
Nimet: Vapur?
Ben: Tamam,onun gibi bir şey, sen say.
Nimet: Kayık?, Gemi?, Sandal?, Deniz otobüsü? , Tekne? Ne yaaaaa??
Ben: Tarık Akan’ın eski filmlerindeki standart ismi neydi?
Nimet: Eee, Ferit.
Ben: Tamam, onun gibi bir şey!
Nimet: Feribot!
Biz: Oleeeeyyy!!
Erkekler: Peessss yaaa, bu kadar da olmaz!!!

05 Nisan 2006

Yaptıklarım,Yapamadıklarım ve Yapacaklarım...


Aklıma bir şeyi taktım mı bir süre
kurtaramam kendimi.Bu sıralar
bloglara takılıyorum.Okuyorum yazıyorum,yeni başladım ya bir heves var, kim kimdir ,o ne yazmış,bu ne demiş diye.Geçen sene de takı olayına takmıştım,gece yarılarına gözlerim uykudan kapanana kadar oturur uğraşır,en ufak boşluklarda iki tel kıvırırdım.Sonra bir ara pasta börek yapmaya taktım.Değişik tarifler deniyor,güzel olduysa onları bıkana kadar tekrar tekrar yapıyordum,her seferinde daha da mükemmele yaklaştığımı düşünerek.Yine bir gün birden “ben çiğköfte de yapabilirim” diye bir vahiy geldi :) ve o işi de kıvırdım.O sıralar neredeyse hafta da 2 kere çiğköfte yapıyordum. Yukarı da ki fotoğraf da yine arkadaşlarla yaptığımız bir çiğköfte partisinden.Son zamanlarda da evde dekorasyon işlerine taktım.Ufak tefek epey değişiklikler yaptım.He-man dün akşam sordu: “ Eee,ne zaman boya badana yapacağız yine!” diye. Artık o da kabullenmeye başladı “Hadi kalk bugün boya yapacağız”ları :) Havalar da ısınmaya başladı ya tehlikenin yaklaştığını hissediyor tabi :) Biliyor aklıma koyduğum bir şey illaki olacak.
Her konuda bu kadar kararlı ve istikrarlı olamıyorum tabi, bazıları da zor geliyor.Hala tek başıma arabayı alıp trafiğe çıkamam mesela, o kadar da çalıştık halbuki.Hala bir ders çalışma düzeni oturtamadım kendime mesela,o kadar zamandan sonra zor geliyor.Vee hala gitar çalmayı öğrenmek için vakit ayarlayamıyorum mesela.İlkokuldayken nimet’le mandolin kursuna gitmiştik, polka’yı iki sesli çalardık beraber.O yaşlarda o performansı gösteren ben ,çok istememe rağmen gitar konusunda aynı azmi gösteremedim henüz.Ama yapacağım, hatta büyüsünler de belki bir gün bizim zuzu’larla orkestra falan da kurarız, belli mi olur :))

03 Nisan 2006

Ben Yaptım - 4


Uzun uzun bir şeyler yazmıştım ama sürekli sorun çıktı gönderemedim,sadece fotoğraf gönderiyorum şu anda...




Çocuklar ve Biz...

Nimet beni sobelemişti, işte cevaplarım...

-Çocuklarınız mı adapte oldu size yoksa siz mi çocuklarınıza?

Tabi ki biz çocuklara adapte olduk.Onları uyutmak için gece 10'da yatıp,izlemeyi düşündüğümüz filmleri kaçırıyoruz,hepberaber üstümüze başımıza bir şey almaya gittiğimizde alışveriş merkezinde oraya buraya kaçan çocukların peşinden koşmaktan yorulup hiçbirşeye bakamadan geri dönüp geliyoruz,arkadaşlarımızla buluşup dışarıda bir yerlere gidip oturamıyoruz (ki bunu dün denedik arkadaşların ısrarları sonucu,bir şey olmaz çocukları da getirin dediler, oradaki 1,5 saatin benim açımdan nasıl bir stes ile geçtiğini anlatamam,aynı şartlarda bizimle tekrar görüşmek isterler mi bilmem :))

-Uyku, yemek, uslu durma vb. gibi durumlarda uyguladığınız yöntemler nelerdir?

Bizim tavşanların ikisinin de uyku düzenleri hep iyiydi,gece uykularımız hiç bölünmedi desem yeridir.Yalnız yemek konusunda şikayetçiyim şöyle ki ; aslında iyi yemek yiyiyorlar fakat sen yedirirsen ,beraber sofraya oturup 20 dakikada yemeği bitirip kalkmak en büyük hayalim,sofrada oyun oynamayı ,etrafla ilgilenmeyi seviyorlar,bazen bitirmek 1 saati buluyor.Bazen bilerek yemek saatini geç saate kaydırıyorum ki çok acıksınlar da yemeği iştahla yesinler diye ama yine de işe yaramıyor yaaaa :(
Yaramazlık konusuna gelince, ikiside çok hareketli ,akşamları evin altını üstüne getiriyorlar bende yarım saatte bir peşlerinde dolaşıp dağıttıklarını topluyorum ki evin içinde kaybolmayalım diye:) Çünkü en fazla yarım saat bir şeyle oyalanıp bir diğerine geçiyorlar, arabaları bırakıp yapboza geçiyorlar,onu bırakıp kitaplara geçiyorlar,onu bırakıp legolara geçiyorlar,onu bırakıp bilgisayara geçiyorlar,sonra tekrar arabalara dönüyorlar böyle devam edip gidiyor işte.Ama sözümü de dinlerler, kıyamazlar bana :)



31 Mart 2006

Ebe-Sobe...


Secret beni sobelemiş, ilk defa sobeleniyorum bu arada. İşte sorular ve cevaplarım...

1.Soru: Cennette yada cehennemde (kim bilir ?) insanlığa yön veren bütün o eski bilim adamları (Einstein, Newton, Maxwell, Rudherford, Galileo, Pascal, Bohr vs…) bir araya gelmişler. Her gün bilimsel konular üzerinde tartışmak çok sıkmış onları, ve bir gün saklambaç oynamaya karar vermişler. Kısa çöpü çeken Einstein başlamış saymaya yüze kadar herkeste bir koşuştumaca, saklanacak yer arıyorlar. Ama bir tek saf (?) Newton olduğu yerden kıpırdamamış. Yerden bir sopa almış ve yere bir şeyler çizmiş. Bu arda Einstein saymayı bitirmiş ve arkasını döner dönmez, hemen hiç düşünmeden ...... sobe demiş. Einstenin sobelediği kimdir ve neden ?
Cevap: Einstein'ın sobelediği Bohr'dur.Neden mi?Şimdi daha öncesine dönelim.Ölmeden önce bir gün Bohr ile Einstein kırda kuantum kuramını tartışarak geziyorlarmış. Tartışmanın hararetli bir anında karşılarına iri yarı bir ayı çıkmış. Bohr,hemen ayakkabı bağcıklarını sıkıcı bağlamak üzere eğilmiş. Onu izleyen Einstein "Yahu Niels ne yapıyorsun,ayıdan daha hızlı koşacağını mı sanıyorsun?" diye sormuş. Bohr da "Hayır Albert, ayıdan daha hızlı koşacağımı düşünmüyorum. Sadece senden daha hızlı koşmayı düşünüyorum" demiş! Gelelim saklambaç oynadıkları zamana, Newton yere sopa ile bir daire çizerken bir taraftan da şunu söylemiş: "Kim ki kazandığı halde kaybettiyse bu dairenin içinde kalmaya mahkumdur." Bu sözün üzerine Einstein hemen "Bohr sobe " demiş. Nasıl ama? :))

2.Soru: Okuduğunda seni en çok etkileyen kitap?
Cevap: Şu Çılgın Türkler.Henüz bitmedi devam ediyorum okumaya.

3.Soru: Takip ettiğin dergi?
Cevap: Sürekli olmasada dekorasyon dergileri :)

4.Soru: Günlük okuduğun gazete?
Cevap: Milliyet.

5.Soru: En yaramaz çocukluk anın?
Cevap: İlkokula başladığımda ilk hafta sınıfımı değiştirdiler, "adı okunanlar çantalarını alıp yan sınıfa geçsin" dediler, çok üzüldüm çünkü arkadaşım ile aynı sınıftaydık ve ayrılmak istemiyordum.Çantamı alıp yan sınıf yerine çıkış kapısına doğru koşmaya başladım,arkamdan birisi de bağırdı "aaaa, kız kaçıyor!" diye.Daha hızlı koşmaya başladım,okul yolu kayalık,taşlık bir yoldu,düştüm dizlerim kanadı,ağlaya ağlaya gitmiştim eve.Tabi ertesi gün babam götürüp teslim etmişti yeni öğretmene :))

6.Soru:Televizyon yapımcısı olsan yapmak istediğin program ne olurdu?
Cevap: Hobi-Sanat programı.

Şimdi ben kimi sobelesem acaba?Sobelenmemişlerden olsun.Hımmmm, Zeynep, Ayça, Pinklook, Age35, Annelog sobeee!...

30 Mart 2006

Pamuk Prenses'in Hiç mi Suçu Yok?


Dün bugüne kadar yaşamadığım değişik hislere kapıldım.Hiç tanımadığım, bilmediğim sadece bir ortamda fotoğrafını gördüğüm, benimle hiç alakası olmayan genç ve güzel bir kıza sinir oldum(!). O'nun suçu genç , güzel ve popüler olması ,ayrıca artık yaşımın ilerlemeye başladığını bana hatırlatmasıydı.Suçluydu ,çünkü 20'li yaşlarımın artık bittiğini ve yolun yarısına bir kaç yıl kaldığını farketmemi sağlamıştı.Her bayanın hayatının bir döneminde yüzleşeceği gerçekle dün onun yüzünden yüzleşmiştim.Bugüne kadar kimseyi kıskanmayan,bunun nasıl bir duygu olduğunu bilmeyen ben, bunuda öğrenmiştim.Sanki sihirli bir değnek başıma dokunmuş ve ben bir an için başka biri olmuştum.
Artık teknoloji çok ilerledi, her gün yeni yöntemler bulunuyor, güzelleşmek gençleşmek adına.50'lik 60'lık teyzeler, 35'lik ablalar şeklinde dolaşıyor aramızda.Görüntü olarak yarışabiliyorsun istediğinle ama ya ruh olarak? O kadar yaşanmışlığı, birikimi silmek,unutmak mümkün mü?
Dün ilk defa kötü kalpli cadıya hak verdim. Pamuk Prenses'de tüm gençliği ve güzelliği ile onun gözünün önünde salına salına dolaşmasaymış canım! :)))

29 Mart 2006

Güneş Tutulması...


Biraz önce kattaki yaklaşık 25 kişiyle bir curcuna havasında izledik güneş tutulmasını, buranın resmi havasını gayri resmi bir hale getirerek :) Antalya ve Ordu'nun gün ortasında 3-4 dakikalığına kapkara olduğunu gördüm. Düşünsenize güneş tutulmasından falan haberi olmayan bir köylü tarlada çapa yaparken gün ortasında etraf birden kararıyor, şok edici bir durum :) Aklından kimbilir neler geçmiştir o anda.
Tarihte de insanlar bu olayın şokunu yaşamışlar.MÖ Medlerle Lidyalılar arasındaki bir savaşı engellemiş güneş tutulması.Çin'de ejderhanın güneşi yemesi olarak düşünülen güneş tutulması, Mısır'da kötü kalpli yılanın güneş tanrısı Ra ile kavgası olarak açıklanmış.Vietnam'da bir kurbağanın marifeti olduğu inanılan tutulmaya ,Güney Amerika'da kara bir jaguarın neden olduğu düşünülmüş.Kızılderililerde tutulma ay ile güneşin savaşı olarak tanımlanırken,Mezepotamyalılar tutulma anında yaktıkları meşalelerle güneşi tekrar parlatmaya çalışmışlar...
Sonuçta insan aklının algılayamadığı, nasıl oluyor da oluyor dediği yüzlerce doğa olayından biri bu da.Doğanın mucizesi işte...

28 Mart 2006

Ben Yaptım - 3

İyi bir uyku, güzel bir günün başlangıcı demektir :) ...