27 Nisan 2006

Hayatımız...



Tıpkı kalabalık bir asansördeymişcesine, birbirimize değmeden yaşıyoruz. Her birimiz kapıya doğru dönmüş, ellerini ya önünde birleştirmiş ya da iki yana sıkıca yapıştırmış, kimseye dokunmamaya ve dokunulmamaya çalışarak.

Kat ışıklarını takip eder gibi, tek bir yöne bakarak ve her türlü iletişimin önüne baştan geçerek. Yalnız kaldığımız nadir anlarda aceleyle asansörün aynasında kendimize bakar gibi, arada bir içimizi yoklayarak ve her seferinde kendimizde bir şeyi beğenmeyerek, yalnızlık duygusu daha bir artarak.

Ara sıra duyduğumuz tipik asansör müziğini, sokaklarda yürürken de duyuyoruz sanki:
"Yalnızsın, ama korkma, kalabalığın arasındasın. Meraklanma, herkes senin kadar yalnız. Endişelenme de, kimse dokunmayacak sana. Hiç kimsede de;
‘Ben geldim. Beni dinler misin? Tanımaya çalışır mısın?’ diyecek cesaret yok.
Aman sakın, gözlerini yana kaydırma. Dümdüz, duygusuz bir ifadeyle sabitle bakışlarını.
Asansör durunca da hızla hareket edip, ayrıl asansörden, ya da
yoldaysan, sert, kararlı adımlarla yürü yolunda, nereye gideceksen. Sanki çok önemli bir işin varmış, kime, nereye gideceğini biliyormuşsun gibi."

(...)

Yukarıda ki satırlar bana ait değil ama günlük hayatımızı çok güzel yansıttığı için paylaşmak istedim.Birey olarak ‘iletişimsizlikten ve anlaşılamamaktan’ şikayetçi oluruz. Korkarız yanlış insanlara rastlamaktan veya incitilmekten.
Peki dışarıda yüzlerce insan aynı şikayetlerden yakınmıyor mu?...

25 Nisan 2006

21 Nisan 2006

Bitmeyen Resim...


Hani bir Türk filmi vardı “Bitmeyen Şarkı “ ya da “Yarım Kalan Şarkı” gibi bir şeydi ismi.İlham gelir esas oğlan şarkıyı yazmaya başlar,bir taraftan da piyanosunu tıngırdatmakatadır,sonra bir şey olur sevdiği kız ile ayrı düşerler ve şarkı yıllarca öööyle yarım kalır,taaaa ki yıllar sonra tesadüfler sonucu tekrar karşılaşana dek.O an birden aşka gelirler ve şarkı tamamlanır.

İşte benim de öyle yarım kalan bir resmim var, Bitmeyen Resim... Ama benimkinin öyle romantik bir hikayesi yok.Sadece vakitsizlik ve talihsizlikler sonucu yarım kalan bir resim.İkinci yağlıboya denemem.Geçen yıl bir başladım hala ööyle duruyor,sağdaki çocuğun henüz ayakları yok farkettiyseniz :) Üzerinde daha çooook rötüş yapılacak.Resimde iki erkek çocuğu var,hani benimde iki oğlum var ya, o yüzden bu resmi yapmaya heveslendim.Ama “insan” resmi yapmak ne kadar zormuş bunu da böylece öğrenmiş oldum.Hatırlıyorum da sıkıntıdan, stresten çatlayıp patlayacak hale geldiğim zamanlar oldu.Belki de o yüzden resim 1 yıldır dolabın içinde beni bekliyor.


Tamam tamam sevgili şaheserim,seni daha fazla bekletmeyeceğim,artık geliyoruuuuumm:))))

19 Nisan 2006

Biraz da Gülelim :))

Yiğit Özgür'ün karikatürlerine bayılıyorum, günlük hayatın içinden, olası laflarla yaptığı karikatürler çok komik, hatta ara sıra arkadaşlarla aramızda canlandırmalarını yapıp yapıp güleriz :))

Eskiden Fırt vardı, Gırgır vardı, Çarşaf vardı , sürekli takip ederdim, şimdiki mizah dergilerinin adlarını bile bilmiyorum.Hey gidi günler hey...




17 Nisan 2006

İstanbul Macerası...


Hafta sonu bebişi görmeye İstanbul’a gittik, hem de yataklı trenle uyuya uyuya gittik,geldik.Bebek maşallah çok tatlıydı, aynı annesi (kardeşime torpil geçeyim :)) Daha şimdiden herkesi peşinden koşturmaya başladı,herkes etrafında pervaneydi.Benim oğluşlarımın bebeklikleri geldi aklıma, o kadar çabuk büyüyorlar ki...

İstanbul’a gidipte İkea’ya gitmemek olur mu hiiiiç, olmaaaazz! Gittik tabi ki.Oraya her gittiğimizde mutlaka alacak bir şeyler buluyoruz,evimizi seven bir çitf olarak :)) Modern dizaynlarını çok seviyoruz ve tabiki çok akılcı, pratik çözümlerini.Özellikle de kutularını :) Oyuncaklar kutuya, kıyafetler kutuya,takılar kutuya,kalemler kutuya, kağıtlar kutuya, yakında kendimiz de birer kutuya girip öyle oturacağız evde :))))))

Pazar günü İstanbul’un o güzel havasından biz de nasibimizi aldık.Çocuklarla beraber Bostancı sahilinden başladık yürümeye sonra çocukların en sevdiği şeyi yaptık, denize taş attık! O kadar çok attık ki (ve yanımızdaki bir sürü insanda aynı şeyi yapıyordu) bir ara bu taşlar ata ata biter mi ,biterse ne oluru düşünmeye başladım :) Öğrendim ki Lodos onları geri getirirmiş:))) İnsanın ciğerlerine işleyen denizin kokusunu çektik içimize ve birkaç aylık depoladık. Daha sonra üst yola çıkıp Suadiye-Şaşkınbakkal tarafına doğru sosyeteye aktık! :) Orada yürümek bana her zaman ilginç gelmiştir, insanların çoğu podyuma çıkmış gibi bir edayla yürür ve öyle her yerde rastlayamayacağınız ilginç tarzlı, high quality (!) insanlar vardır.Bir de bu yolun çocuklarla dönüşü var deyip çok da fazla uzatmadan eve dönüş yoluna koyulduk.

Yoğun,yorucu ve bir o kadar da güzel bir hafta sonuydu.Artık İstanbul’a gitmek için küçük (büyük!) bir sebebimiz daha olacak ,belki de en önemli,en tatlı,en şirin sebep :)))

13 Nisan 2006

Püsküllü Süet Çizmem..


Dün akşam apartmandaki komşunun kızı geldi bizimkilerle oynamaya.Önce oyuncak kutularındaki bütün oyuncakları döktüler oynadılar,sonra küçük legoları çıkardılar,onlarla evler arabalar yaptılar,ondan da sıkılınca bilgisayarı açtılar araba yarışı oynamaya başladılar.Bende salonda televizyon izliyorum, bir ara konuştuklarına kulak misafiri oldum:

Kız: Siz de atari var mı?
Bizimki: Yok. (Kasıtlı olarak almıyorum,bilgisayar oyunlarından bıktık usandık zaten!)


Kız: Play-station var mı? Sakın onun da olmadığını söyleme!
Bizimki : Yookk. (Bir taraftan da bilgisayarda araba yarışına devam ediyor)


Kız: Siz deli misiniz? Neden yok? Erkek çocuklarının olur hep???
Bizimki: Biz zengin değiliz!!

Oğlumun verdiği bu süper cevap karşısında hem çok şaşırdım hem de çok güldüm:))) Bu sorgu-sual’den kendini en kestirmeden kurtaracak cevabı bulmuştu.Bir de onların her istediğini o anda almamak adına bazen yapmış olduğum “şu anda onu alabilecek kadar param yok, ama daha sonra alabiliriz ” şeklindeki yaklaşımlarımı bu şekilde algılamıştı demek ki :)))) Zamane çocukları her istedikleri anında yapılsın, alınsın istiyorlar.Herşeyi çok kolay elde ederlerse de çocukta bir doyumsuzluk,elindekilerden zevk almama durumu ortaya çıkıyor.İstiyorum ki yeni bir oyuncak aldığımızda bundan mutluluk duysun,onunla oynasın ,zevkini çıkarsın hemen kaldırıp bir kenara atmasın.Öyle olmamaları için de bazen , gönlümün elverdiği ölçüde bu tarz hilelere başvuruyorum işte :)

Düşünsenize, eskiden bize yeni bir şey alındığında ne kadar sevinirdik?Bir bebeğimiz, bir topumuz, bir bisikletimiz,bir kalemimiz ne kadar değerliydi!Hatırlıyorum da anneannemin aldığı siyah süet bir çizmem vardı, püsküllü falan, pek havalı bir şey. İlk gece onu ayakkabılığa koymaya kıyamamıştım, hırsız gelir de onu götürürse diye ve yatağımın başucuna koyup öyle uyumuştum :)))) Benim için evdeki herşeyden daha değerliydi işte :))))


12 Nisan 2006

Ebe-Sobe...

Kuguboynu beni sobelemiş; işte sorular ve cevaplar…


1-Hayatınızın merkezinde olan yapılması tehlike içeren işleriniz...

Çocuklarla sokağa çıkmak! Beraber çıktığımız her zaman sürekli tetikteyiz,onları kontrol altında tutmaya çalışıyoruz oluşabilecek tehlikelere karşı,koşarken düşebilirler,farketmeden caddeye çıkabilirler,sevmek için yaklaştıkları köpek ısırabilir,arabanın kapısı kilitlenmemiştir ve aniden açılabilir,oraya buraya koştururken bizi kaybedebilirler… Biraz paronayakça oldu değil mi? :)))

2-Melodilerin arkasından kanter içinde gittiğiniz, vazgeçemeyeceğiniz müzik lezzetleriniz..

Çok fazla seçmem kulağa hoş gelen her türlü müzik dinlerim ama biraz ritmik olmalı,bir şarkıyı dinlerken sözlerden çok melodisine dikkat ederim.

3-Yediğiniz halde" ben bununla doymam diye"çemkirdiğiniz kadar karşısında zayıf olduğunuz yemekler..

İlk aklıma gelen Mantı.


4-İzlemekten keyif alarak reyting canavarına maruz kalıp yayından kaldırılan diziler..

Güz Yangını :(


5-Şu an "ben burada ne yapıyorum, kim getirdi beni buraya "sorularına maruz kalmaksızın ruhunuzun olmak istediği yer.

Evim.


6- Sobelediğiniz diğer blogger' lar..

Kimseyi sobelemiyorum, herkes rahat bir nefes alsın :))


10 Nisan 2006

Teyze Oldum!


Bu sabah Teyze oldum, asılında daha 10 gün vardı ufaklığın gelmesine,doktor amcaları öyle söylemişti ama bizimki biraz sabırsız çıktı ve daha fazla beklemek istemedi sanırım :) Anne olduğum zaman da düşünce olarak kendimi anneliğe alıştırmam biraz zaman almıştı, “nasıl yani, ben şimdi anne mi oldum ?” şeklinde.İnsan bir süre bu yeni kimliğine alışmakta zorluk çekiyor, ama sonra o ufaklıkalar kendilerini hemen kabul ettiriyorlar ve hayatınızın en önemli parçası oluyorlar.Şimdi küçük prensesi görmeden bu teyzelik kimliğine de alışmak zor olacak, anlaşılan bize bu hafta sonu İstanbul yolları gözüküyor :)

06 Nisan 2006

TABU


Üç çocukluk arkadaşı nimet, süheyla ve ben ayda bir kere ailecek toplanıyoruz.Tabu aldık kendimize, pasta ,muhabbet bölümlerini çabuk çabuk geçip,çocukları da oyun odasına gönderip başlıyoruz tabu oynamaya.Bilenler bilir tabuyu,kartlarda bir kelime vardır anlatılacak,esas kelime ,bir de yasaklı söylenmemesi gereken ve o esas kelimeyi en iyi anlatan 4-5 kelime daha vardır.Onları kullanmadan esas kelimeyi kendi takımına anlatırsın.Bayanlar ve Erkekler olarak iki gruba ayrılıyoruz.Biz bir adım öndeyiz ve erkekler bu duruma gıcık oluyorlar:))

Kelime: Rus Ruleti

Süheyla: Hani biz balayında nereye gitmiştik?
Ben: Kıbrıs’a!
Süheyla: Tamam,hani başka bir şey için daha gidiliyor Kıbrıs’a?
Ben: Rus Ruleti!
Erkekler: Ooohaaaa! , rulet de değil, rus ruleti dedi yaaa!!



Kelime: Feribot

Ben: İstanbul’da karşıdan karşıya geçmek için neye bineriz?
Nimet: Vapur?
Ben: Tamam,onun gibi bir şey, sen say.
Nimet: Kayık?, Gemi?, Sandal?, Deniz otobüsü? , Tekne? Ne yaaaaa??
Ben: Tarık Akan’ın eski filmlerindeki standart ismi neydi?
Nimet: Eee, Ferit.
Ben: Tamam, onun gibi bir şey!
Nimet: Feribot!
Biz: Oleeeeyyy!!
Erkekler: Peessss yaaa, bu kadar da olmaz!!!

05 Nisan 2006

Yaptıklarım,Yapamadıklarım ve Yapacaklarım...


Aklıma bir şeyi taktım mı bir süre
kurtaramam kendimi.Bu sıralar
bloglara takılıyorum.Okuyorum yazıyorum,yeni başladım ya bir heves var, kim kimdir ,o ne yazmış,bu ne demiş diye.Geçen sene de takı olayına takmıştım,gece yarılarına gözlerim uykudan kapanana kadar oturur uğraşır,en ufak boşluklarda iki tel kıvırırdım.Sonra bir ara pasta börek yapmaya taktım.Değişik tarifler deniyor,güzel olduysa onları bıkana kadar tekrar tekrar yapıyordum,her seferinde daha da mükemmele yaklaştığımı düşünerek.Yine bir gün birden “ben çiğköfte de yapabilirim” diye bir vahiy geldi :) ve o işi de kıvırdım.O sıralar neredeyse hafta da 2 kere çiğköfte yapıyordum. Yukarı da ki fotoğraf da yine arkadaşlarla yaptığımız bir çiğköfte partisinden.Son zamanlarda da evde dekorasyon işlerine taktım.Ufak tefek epey değişiklikler yaptım.He-man dün akşam sordu: “ Eee,ne zaman boya badana yapacağız yine!” diye. Artık o da kabullenmeye başladı “Hadi kalk bugün boya yapacağız”ları :) Havalar da ısınmaya başladı ya tehlikenin yaklaştığını hissediyor tabi :) Biliyor aklıma koyduğum bir şey illaki olacak.
Her konuda bu kadar kararlı ve istikrarlı olamıyorum tabi, bazıları da zor geliyor.Hala tek başıma arabayı alıp trafiğe çıkamam mesela, o kadar da çalıştık halbuki.Hala bir ders çalışma düzeni oturtamadım kendime mesela,o kadar zamandan sonra zor geliyor.Vee hala gitar çalmayı öğrenmek için vakit ayarlayamıyorum mesela.İlkokuldayken nimet’le mandolin kursuna gitmiştik, polka’yı iki sesli çalardık beraber.O yaşlarda o performansı gösteren ben ,çok istememe rağmen gitar konusunda aynı azmi gösteremedim henüz.Ama yapacağım, hatta büyüsünler de belki bir gün bizim zuzu’larla orkestra falan da kurarız, belli mi olur :))

03 Nisan 2006

Ben Yaptım - 4


Uzun uzun bir şeyler yazmıştım ama sürekli sorun çıktı gönderemedim,sadece fotoğraf gönderiyorum şu anda...




Çocuklar ve Biz...

Nimet beni sobelemişti, işte cevaplarım...

-Çocuklarınız mı adapte oldu size yoksa siz mi çocuklarınıza?

Tabi ki biz çocuklara adapte olduk.Onları uyutmak için gece 10'da yatıp,izlemeyi düşündüğümüz filmleri kaçırıyoruz,hepberaber üstümüze başımıza bir şey almaya gittiğimizde alışveriş merkezinde oraya buraya kaçan çocukların peşinden koşmaktan yorulup hiçbirşeye bakamadan geri dönüp geliyoruz,arkadaşlarımızla buluşup dışarıda bir yerlere gidip oturamıyoruz (ki bunu dün denedik arkadaşların ısrarları sonucu,bir şey olmaz çocukları da getirin dediler, oradaki 1,5 saatin benim açımdan nasıl bir stes ile geçtiğini anlatamam,aynı şartlarda bizimle tekrar görüşmek isterler mi bilmem :))

-Uyku, yemek, uslu durma vb. gibi durumlarda uyguladığınız yöntemler nelerdir?

Bizim tavşanların ikisinin de uyku düzenleri hep iyiydi,gece uykularımız hiç bölünmedi desem yeridir.Yalnız yemek konusunda şikayetçiyim şöyle ki ; aslında iyi yemek yiyiyorlar fakat sen yedirirsen ,beraber sofraya oturup 20 dakikada yemeği bitirip kalkmak en büyük hayalim,sofrada oyun oynamayı ,etrafla ilgilenmeyi seviyorlar,bazen bitirmek 1 saati buluyor.Bazen bilerek yemek saatini geç saate kaydırıyorum ki çok acıksınlar da yemeği iştahla yesinler diye ama yine de işe yaramıyor yaaaa :(
Yaramazlık konusuna gelince, ikiside çok hareketli ,akşamları evin altını üstüne getiriyorlar bende yarım saatte bir peşlerinde dolaşıp dağıttıklarını topluyorum ki evin içinde kaybolmayalım diye:) Çünkü en fazla yarım saat bir şeyle oyalanıp bir diğerine geçiyorlar, arabaları bırakıp yapboza geçiyorlar,onu bırakıp kitaplara geçiyorlar,onu bırakıp legolara geçiyorlar,onu bırakıp bilgisayara geçiyorlar,sonra tekrar arabalara dönüyorlar böyle devam edip gidiyor işte.Ama sözümü de dinlerler, kıyamazlar bana :)