16 Haziran 2006

Vee tatiiiiilll!...


Benim çekirdek ailem ve Nimet'in çekirdek ailesi beraber tatile çıkıyoruz. Umarım havalar da iyice düzelir ve tatilin tadını çıkarırız.

Darısı herkesin başına! :)))


14 Haziran 2006

Ooh oohh disko disko...

Burcu- Akşam yemekten sonra bize çık olur mu?
Crescent- Tamam,görüşürüz.

Akşam olur, herkes işten, okuldan eve gelir, yemek yenir, sonra fört şapka ele alınır ve :
-Anneee ben Burcu’lara gidiyorum.
-Tamam,geç kalma.

4.kattan 7.kata çıkılır, kapıyı kanki açar.
-Annenler yok mu?
-Yok, halamlara gitiler.

Altyapı hazırdır zaten.Hemen müzik setine o günlerin popüler şarkılarından oluşan kaset koyulur, Micheal Jackson,Madonna, Aciiiiiiiid diye bağıran yuvarlak sarı yüzlerin müzikleri falan.Salonun penceresinin tülleri açılır ve yansımalı ayna ortamı hazırlanır.Fötr’ler başa takılır.Şarkı başlar ve yanyana, yüzümüz cama dönük bir şekilde bizde de senkronize dans figürleri başlar.Sağ kol biir-iki, sol kol biir-iki ,kollar aşağı süzülüüür, kendi etrafında dööönn, karşılıklı geç, aynı harekeler tekraaar...

1-2 saatlik çalışmadan sonra güzel bir kareografi oluşturmanın verdiği mutlulukla evli evine köylü köyüne deyip, ertesi yani cumartesi günü öğle saatlerinde Metropol’e, Airport’a veya F34’e gitmenin hayalleriyle uykuya dalınır.

Ertesi gün ilgili mekana intikal edilir , büyük bir ciddiyetle ve başarıyla görev tamamlanır, güzel bir iş başarmış olmanın verdiği gururla çok da geç kalmadan eve dönülürdü :)))

Şimdi düşününce yaptıklarımızı, çok komik geliyor, ama herkesin kanının deli aktığı zamanlar vardır ya o günleri de yaşadım işte ben diyorum düşününce , ne eksik, ne fazla...

Ama komikmiş yaaa ...:)))





12 Haziran 2006

Diploma...



Altı yaşındaki oğlum diplomasını alıp kreşten mezun oldu! Biz üniversiteden mezun olurken dahil olmuştuk böyle bir organizasyona, o altı yaşında yaşadı aynı duyguyu.O kadar doğaldılar ki... Sanki yüzlerce göz onları izlemiyor da kendi aralarında eğleniyorlar gibi rahattılar...Miniklerin takla atmaya çalışıp da atamamaları, oğluşumun sırası geldiğinde yapacağı espriye önce kahkahalar atarak kendisinin gülmesi ve ondan sonra lafını söylemesi, minik balerin kızın sürekli yüzünü öğretmenine , poposunu da seyirciye dönerek selam vermesi geceden eğlenceli notlardı :)))

Onlar ne kadar güzel bir iş ortaya çıkardıklarının belki farkına bile varmadan bir salon dolusu insanı kendilerine hayran bıraktılar.


Hepsiyle gurur duydum...

09 Haziran 2006

İtiraf ediyorum...

060606’da saat 12’yi 06 geçe ve yine 06’da bir buluşma vardı :)

Blog dünyasının Nimet’i,Sardunya’sı,Kuğuu’su ve Crescent’i bir araya geldiler ve birbirleriyle yüzleştiler...Eminim herkes memnun ayrıldı bu görüşmeden.Kendi adıma konuşacak olursam Sardunya ve Kuğuu’nun yazdıkları beni onore etti, Nimet ise yıllardır süren arkadaşlığımız ile zaten onore ediyor.Çok sıcak bir ortamda güzel bir görüşme oldu.

Darısı diğer blogger’ların başına ... :)

08 Haziran 2006

Can sıkıntısı...













Elimin altında fotoğraf makinası var ya artık herşeyin resmini çeker dururum.Dedim ya arkadaşlarım gitti diye ,etrafta fotoğrafını çekebileceğim kimse bulamıyorum, bende kendi resmimi ,çiçek cinimi ve bardağımın resmini çektim.İçinde hiç çay içilmemiş bardağım...(çocukluğumdan beri çay içme özürlü olduğum için :))

"Baaaak çektiğim fotoğraflara" diye arkadaşıma gönderdim , o da “ Ne o biz görmeyeli ayak fetişisti mi oldun” dedi :)))) İki tanesi üstüste gelince :) Ne yapayım yaaa, etrafta fotoğrafı çekilebilecek biri vardı da biz mi çekmedik ...

05 Haziran 2006

Farkındalıklarım....


Üzerine alınan herkese hitap ediyorum...



İnsan yaşadıklarının kendi için ne anlamlar taşıdığını o anda farkedemiyor,görüp,yaşayıp,okuyup geçiyorsun ama sonra bakıyorsun ki sende bazı izler bırakmış hayatına yeni anlamlar katmış, sonradan farkına varmışsın bazı şeylerin...
Mesela Put Your Lights On'u (Santana) ve Lorena McKennitt'in La Serenissimia'sını ilk defa blog ziyaretlerim sırasında dinledim ve beni ne kadar derinden etkilediklerini farkettim...
Bir de bunlar var ...

O'nun denk gelip de , yorumlarını okurken  "saf bu yaa" demelerim...

"Z
aman zaman içinde aşk olan"(!) yazılar okurken "ehem, kem küm" deyip yüzümün kızarması ve vay beee durumları :)

Ne olacak bu kızın, bu karşılıksız aşkın sonu merakları...

Her an kendime dair yeni birşeyleri keşfedebilme ihtimali ve o ana kadar kendimde bunu farkedememiş olmamın verdiği şaşkınlık...
...
Sonraaaa günde 8 saatini paylaştığın en yakın üç arkadaşının aniden başka bir yere gitmesi ve yalnızlık...


Onlarla hiç tanışmamış olsaydım hayatımda bir çok şeyle de hiç tanışmamış, bir çok şeyi de hiç yapmamış olacaktım belki de...


Mesela öğle tatillerinde Migros'a , Pilita'ya gitmezdim...

Geyik yapmak ve hava almak için çıktığımız, aslında sigara içenlerin çıktığı açık hava yangın merdivenlerine hiç çıkmazdım...

Hiç ihtiyacım olmadığı halde diyet ve kalori hesapları yapmazdım...:)

Elimde 5 lt.'lik sularla işe su taşıma alışkanlığı edinmezdim...

Kırmızı oje sürmeye heves etmezdim...

Fotomodel havalarına girmemize neden olan, beraber geçen her anımızı kare kare sakladığımız yüzlerce fotoğrafımız olmazdı.Ve bunlardan oluşan, kendi prodüksiyonumuz olan 1 CD'lik klibimiz...

Bir çoğu olaylı biten taksi maceralarımız olmazdı :)

Tavuk yemek için Kentaki Frayd Çikın (!) 'a gitmeyi hiç düşünmez ,oranın küçük ekmeklerinin nefis tadını bilmezdim hiç...

Tarçınlı,vişneli,vanilyalı,ananaslı... sakız çiğnemeyi hiç denemezdim :)

Kendimi orta yaş sendromuna kaptırmaya başlayacakken ani bir frenle geri dönüş yapmazdım...
Gerçekten bir yerlere, bir şeylere ait olduğum hissine kapılıp kendimi bu kadar rahat hissetmezdim...

Şimdi sadece fiziksel olarak uzaktayız ama umuyorum ki herşey eski güzelliğinde devam edecek ...
Bilmediğimiz Kelimeler:
"Hami çu" : Sohbet sırasında klavye'nin azizliğine uğrayıp "hani şu" yazamamaktır :)) Sinir boşalması yaşayıp dakikalarca karşılılı güldürebilen bir laftır :))


06 Mayıs 2006

Her son yeni bir başlangıç...

Genel olarak bir can sıkıntısı hali var üzerimde.Bir huzursuzluk, sebebini biliyorum aslında ama sadece dile getirmek yetmiyor ,uygulayabilmek lazım.Başarılı olmam gereken bir sınav var ve birinci aşamasına 2 ay kaldı, bu hayatımın şansı diyebilirim.

Tedbirli,çok düşünen bir insanım ama bazı durumlarda ani kararlar vermeyi de severim çünkü bana cesur olduğumu hissettirir.Risk olmazsa başarı da olmaz.Özellikle kendime kızdığım zamanlarda yaparım bunu.Sonuçlarının bizim için daha iyi olacağını düşünerek verdim hep ani kararlarımı.Şimdi de blog sayfası yazmayı,okumayı ve tüm hobilerimi bırakıyorum bir süre için.Çünkü bunlar için ayırdığım zamana ihtiyacım var.Tam da kendimi bir yerlere ait hissetmeye başlamışken hiç istemiyorum bırakmayı ama bunu yapmak zorundayım,çünkü sevdiğim işleri kararında yapamıyorum, kendimi kaptırıp gidiyorum.İnşallah asıl yapmam gerekeni başarmış olarak geri dönerim.

Hoşçakalın :))

01 Mayıs 2006

27 Nisan 2006

Hayatımız...



Tıpkı kalabalık bir asansördeymişcesine, birbirimize değmeden yaşıyoruz. Her birimiz kapıya doğru dönmüş, ellerini ya önünde birleştirmiş ya da iki yana sıkıca yapıştırmış, kimseye dokunmamaya ve dokunulmamaya çalışarak.

Kat ışıklarını takip eder gibi, tek bir yöne bakarak ve her türlü iletişimin önüne baştan geçerek. Yalnız kaldığımız nadir anlarda aceleyle asansörün aynasında kendimize bakar gibi, arada bir içimizi yoklayarak ve her seferinde kendimizde bir şeyi beğenmeyerek, yalnızlık duygusu daha bir artarak.

Ara sıra duyduğumuz tipik asansör müziğini, sokaklarda yürürken de duyuyoruz sanki:
"Yalnızsın, ama korkma, kalabalığın arasındasın. Meraklanma, herkes senin kadar yalnız. Endişelenme de, kimse dokunmayacak sana. Hiç kimsede de;
‘Ben geldim. Beni dinler misin? Tanımaya çalışır mısın?’ diyecek cesaret yok.
Aman sakın, gözlerini yana kaydırma. Dümdüz, duygusuz bir ifadeyle sabitle bakışlarını.
Asansör durunca da hızla hareket edip, ayrıl asansörden, ya da
yoldaysan, sert, kararlı adımlarla yürü yolunda, nereye gideceksen. Sanki çok önemli bir işin varmış, kime, nereye gideceğini biliyormuşsun gibi."

(...)

Yukarıda ki satırlar bana ait değil ama günlük hayatımızı çok güzel yansıttığı için paylaşmak istedim.Birey olarak ‘iletişimsizlikten ve anlaşılamamaktan’ şikayetçi oluruz. Korkarız yanlış insanlara rastlamaktan veya incitilmekten.
Peki dışarıda yüzlerce insan aynı şikayetlerden yakınmıyor mu?...

25 Nisan 2006

Aşk Ölçer...





Çok eğlenceli , deneyin bakalım sizin ki kaç çıkacak :)))




http://pdl.warnerbros.com/wbol/uk/corpse_bride/lovecalculator/

21 Nisan 2006

Bitmeyen Resim...


Hani bir Türk filmi vardı “Bitmeyen Şarkı “ ya da “Yarım Kalan Şarkı” gibi bir şeydi ismi.İlham gelir esas oğlan şarkıyı yazmaya başlar,bir taraftan da piyanosunu tıngırdatmakatadır,sonra bir şey olur sevdiği kız ile ayrı düşerler ve şarkı yıllarca öööyle yarım kalır,taaaa ki yıllar sonra tesadüfler sonucu tekrar karşılaşana dek.O an birden aşka gelirler ve şarkı tamamlanır.

İşte benim de öyle yarım kalan bir resmim var, Bitmeyen Resim... Ama benimkinin öyle romantik bir hikayesi yok.Sadece vakitsizlik ve talihsizlikler sonucu yarım kalan bir resim.İkinci yağlıboya denemem.Geçen yıl bir başladım hala ööyle duruyor,sağdaki çocuğun henüz ayakları yok farkettiyseniz :) Üzerinde daha çooook rötüş yapılacak.Resimde iki erkek çocuğu var,hani benimde iki oğlum var ya, o yüzden bu resmi yapmaya heveslendim.Ama “insan” resmi yapmak ne kadar zormuş bunu da böylece öğrenmiş oldum.Hatırlıyorum da sıkıntıdan, stresten çatlayıp patlayacak hale geldiğim zamanlar oldu.Belki de o yüzden resim 1 yıldır dolabın içinde beni bekliyor.


Tamam tamam sevgili şaheserim,seni daha fazla bekletmeyeceğim,artık geliyoruuuuumm:))))

19 Nisan 2006

Biraz da Gülelim :))

Yiğit Özgür'ün karikatürlerine bayılıyorum, günlük hayatın içinden, olası laflarla yaptığı karikatürler çok komik, hatta ara sıra arkadaşlarla aramızda canlandırmalarını yapıp yapıp güleriz :))

Eskiden Fırt vardı, Gırgır vardı, Çarşaf vardı , sürekli takip ederdim, şimdiki mizah dergilerinin adlarını bile bilmiyorum.Hey gidi günler hey...




17 Nisan 2006

İstanbul Macerası...


Hafta sonu bebişi görmeye İstanbul’a gittik, hem de yataklı trenle uyuya uyuya gittik,geldik.Bebek maşallah çok tatlıydı, aynı annesi (kardeşime torpil geçeyim :)) Daha şimdiden herkesi peşinden koşturmaya başladı,herkes etrafında pervaneydi.Benim oğluşlarımın bebeklikleri geldi aklıma, o kadar çabuk büyüyorlar ki...

İstanbul’a gidipte İkea’ya gitmemek olur mu hiiiiç, olmaaaazz! Gittik tabi ki.Oraya her gittiğimizde mutlaka alacak bir şeyler buluyoruz,evimizi seven bir çitf olarak :)) Modern dizaynlarını çok seviyoruz ve tabiki çok akılcı, pratik çözümlerini.Özellikle de kutularını :) Oyuncaklar kutuya, kıyafetler kutuya,takılar kutuya,kalemler kutuya, kağıtlar kutuya, yakında kendimiz de birer kutuya girip öyle oturacağız evde :))))))

Pazar günü İstanbul’un o güzel havasından biz de nasibimizi aldık.Çocuklarla beraber Bostancı sahilinden başladık yürümeye sonra çocukların en sevdiği şeyi yaptık, denize taş attık! O kadar çok attık ki (ve yanımızdaki bir sürü insanda aynı şeyi yapıyordu) bir ara bu taşlar ata ata biter mi ,biterse ne oluru düşünmeye başladım :) Öğrendim ki Lodos onları geri getirirmiş:))) İnsanın ciğerlerine işleyen denizin kokusunu çektik içimize ve birkaç aylık depoladık. Daha sonra üst yola çıkıp Suadiye-Şaşkınbakkal tarafına doğru sosyeteye aktık! :) Orada yürümek bana her zaman ilginç gelmiştir, insanların çoğu podyuma çıkmış gibi bir edayla yürür ve öyle her yerde rastlayamayacağınız ilginç tarzlı, high quality (!) insanlar vardır.Bir de bu yolun çocuklarla dönüşü var deyip çok da fazla uzatmadan eve dönüş yoluna koyulduk.

Yoğun,yorucu ve bir o kadar da güzel bir hafta sonuydu.Artık İstanbul’a gitmek için küçük (büyük!) bir sebebimiz daha olacak ,belki de en önemli,en tatlı,en şirin sebep :)))

13 Nisan 2006

Püsküllü Süet Çizmem..


Dün akşam apartmandaki komşunun kızı geldi bizimkilerle oynamaya.Önce oyuncak kutularındaki bütün oyuncakları döktüler oynadılar,sonra küçük legoları çıkardılar,onlarla evler arabalar yaptılar,ondan da sıkılınca bilgisayarı açtılar araba yarışı oynamaya başladılar.Bende salonda televizyon izliyorum, bir ara konuştuklarına kulak misafiri oldum:

Kız: Siz de atari var mı?
Bizimki: Yok. (Kasıtlı olarak almıyorum,bilgisayar oyunlarından bıktık usandık zaten!)


Kız: Play-station var mı? Sakın onun da olmadığını söyleme!
Bizimki : Yookk. (Bir taraftan da bilgisayarda araba yarışına devam ediyor)


Kız: Siz deli misiniz? Neden yok? Erkek çocuklarının olur hep???
Bizimki: Biz zengin değiliz!!

Oğlumun verdiği bu süper cevap karşısında hem çok şaşırdım hem de çok güldüm:))) Bu sorgu-sual’den kendini en kestirmeden kurtaracak cevabı bulmuştu.Bir de onların her istediğini o anda almamak adına bazen yapmış olduğum “şu anda onu alabilecek kadar param yok, ama daha sonra alabiliriz ” şeklindeki yaklaşımlarımı bu şekilde algılamıştı demek ki :)))) Zamane çocukları her istedikleri anında yapılsın, alınsın istiyorlar.Herşeyi çok kolay elde ederlerse de çocukta bir doyumsuzluk,elindekilerden zevk almama durumu ortaya çıkıyor.İstiyorum ki yeni bir oyuncak aldığımızda bundan mutluluk duysun,onunla oynasın ,zevkini çıkarsın hemen kaldırıp bir kenara atmasın.Öyle olmamaları için de bazen , gönlümün elverdiği ölçüde bu tarz hilelere başvuruyorum işte :)

Düşünsenize, eskiden bize yeni bir şey alındığında ne kadar sevinirdik?Bir bebeğimiz, bir topumuz, bir bisikletimiz,bir kalemimiz ne kadar değerliydi!Hatırlıyorum da anneannemin aldığı siyah süet bir çizmem vardı, püsküllü falan, pek havalı bir şey. İlk gece onu ayakkabılığa koymaya kıyamamıştım, hırsız gelir de onu götürürse diye ve yatağımın başucuna koyup öyle uyumuştum :)))) Benim için evdeki herşeyden daha değerliydi işte :))))


12 Nisan 2006

Ebe-Sobe...

Kuguboynu beni sobelemiş; işte sorular ve cevaplar…


1-Hayatınızın merkezinde olan yapılması tehlike içeren işleriniz...

Çocuklarla sokağa çıkmak! Beraber çıktığımız her zaman sürekli tetikteyiz,onları kontrol altında tutmaya çalışıyoruz oluşabilecek tehlikelere karşı,koşarken düşebilirler,farketmeden caddeye çıkabilirler,sevmek için yaklaştıkları köpek ısırabilir,arabanın kapısı kilitlenmemiştir ve aniden açılabilir,oraya buraya koştururken bizi kaybedebilirler… Biraz paronayakça oldu değil mi? :)))

2-Melodilerin arkasından kanter içinde gittiğiniz, vazgeçemeyeceğiniz müzik lezzetleriniz..

Çok fazla seçmem kulağa hoş gelen her türlü müzik dinlerim ama biraz ritmik olmalı,bir şarkıyı dinlerken sözlerden çok melodisine dikkat ederim.

3-Yediğiniz halde" ben bununla doymam diye"çemkirdiğiniz kadar karşısında zayıf olduğunuz yemekler..

İlk aklıma gelen Mantı.


4-İzlemekten keyif alarak reyting canavarına maruz kalıp yayından kaldırılan diziler..

Güz Yangını :(


5-Şu an "ben burada ne yapıyorum, kim getirdi beni buraya "sorularına maruz kalmaksızın ruhunuzun olmak istediği yer.

Evim.


6- Sobelediğiniz diğer blogger' lar..

Kimseyi sobelemiyorum, herkes rahat bir nefes alsın :))


10 Nisan 2006

Teyze Oldum!


Bu sabah Teyze oldum, asılında daha 10 gün vardı ufaklığın gelmesine,doktor amcaları öyle söylemişti ama bizimki biraz sabırsız çıktı ve daha fazla beklemek istemedi sanırım :) Anne olduğum zaman da düşünce olarak kendimi anneliğe alıştırmam biraz zaman almıştı, “nasıl yani, ben şimdi anne mi oldum ?” şeklinde.İnsan bir süre bu yeni kimliğine alışmakta zorluk çekiyor, ama sonra o ufaklıkalar kendilerini hemen kabul ettiriyorlar ve hayatınızın en önemli parçası oluyorlar.Şimdi küçük prensesi görmeden bu teyzelik kimliğine de alışmak zor olacak, anlaşılan bize bu hafta sonu İstanbul yolları gözüküyor :)

06 Nisan 2006

TABU


Üç çocukluk arkadaşı nimet, süheyla ve ben ayda bir kere ailecek toplanıyoruz.Tabu aldık kendimize, pasta ,muhabbet bölümlerini çabuk çabuk geçip,çocukları da oyun odasına gönderip başlıyoruz tabu oynamaya.Bilenler bilir tabuyu,kartlarda bir kelime vardır anlatılacak,esas kelime ,bir de yasaklı söylenmemesi gereken ve o esas kelimeyi en iyi anlatan 4-5 kelime daha vardır.Onları kullanmadan esas kelimeyi kendi takımına anlatırsın.Bayanlar ve Erkekler olarak iki gruba ayrılıyoruz.Biz bir adım öndeyiz ve erkekler bu duruma gıcık oluyorlar:))

Kelime: Rus Ruleti

Süheyla: Hani biz balayında nereye gitmiştik?
Ben: Kıbrıs’a!
Süheyla: Tamam,hani başka bir şey için daha gidiliyor Kıbrıs’a?
Ben: Rus Ruleti!
Erkekler: Ooohaaaa! , rulet de değil, rus ruleti dedi yaaa!!



Kelime: Feribot

Ben: İstanbul’da karşıdan karşıya geçmek için neye bineriz?
Nimet: Vapur?
Ben: Tamam,onun gibi bir şey, sen say.
Nimet: Kayık?, Gemi?, Sandal?, Deniz otobüsü? , Tekne? Ne yaaaaa??
Ben: Tarık Akan’ın eski filmlerindeki standart ismi neydi?
Nimet: Eee, Ferit.
Ben: Tamam, onun gibi bir şey!
Nimet: Feribot!
Biz: Oleeeeyyy!!
Erkekler: Peessss yaaa, bu kadar da olmaz!!!

05 Nisan 2006

Yaptıklarım,Yapamadıklarım ve Yapacaklarım...


Aklıma bir şeyi taktım mı bir süre
kurtaramam kendimi.Bu sıralar
bloglara takılıyorum.Okuyorum yazıyorum,yeni başladım ya bir heves var, kim kimdir ,o ne yazmış,bu ne demiş diye.Geçen sene de takı olayına takmıştım,gece yarılarına gözlerim uykudan kapanana kadar oturur uğraşır,en ufak boşluklarda iki tel kıvırırdım.Sonra bir ara pasta börek yapmaya taktım.Değişik tarifler deniyor,güzel olduysa onları bıkana kadar tekrar tekrar yapıyordum,her seferinde daha da mükemmele yaklaştığımı düşünerek.Yine bir gün birden “ben çiğköfte de yapabilirim” diye bir vahiy geldi :) ve o işi de kıvırdım.O sıralar neredeyse hafta da 2 kere çiğköfte yapıyordum. Yukarı da ki fotoğraf da yine arkadaşlarla yaptığımız bir çiğköfte partisinden.Son zamanlarda da evde dekorasyon işlerine taktım.Ufak tefek epey değişiklikler yaptım.He-man dün akşam sordu: “ Eee,ne zaman boya badana yapacağız yine!” diye. Artık o da kabullenmeye başladı “Hadi kalk bugün boya yapacağız”ları :) Havalar da ısınmaya başladı ya tehlikenin yaklaştığını hissediyor tabi :) Biliyor aklıma koyduğum bir şey illaki olacak.
Her konuda bu kadar kararlı ve istikrarlı olamıyorum tabi, bazıları da zor geliyor.Hala tek başıma arabayı alıp trafiğe çıkamam mesela, o kadar da çalıştık halbuki.Hala bir ders çalışma düzeni oturtamadım kendime mesela,o kadar zamandan sonra zor geliyor.Vee hala gitar çalmayı öğrenmek için vakit ayarlayamıyorum mesela.İlkokuldayken nimet’le mandolin kursuna gitmiştik, polka’yı iki sesli çalardık beraber.O yaşlarda o performansı gösteren ben ,çok istememe rağmen gitar konusunda aynı azmi gösteremedim henüz.Ama yapacağım, hatta büyüsünler de belki bir gün bizim zuzu’larla orkestra falan da kurarız, belli mi olur :))

03 Nisan 2006

Ben Yaptım - 4


Uzun uzun bir şeyler yazmıştım ama sürekli sorun çıktı gönderemedim,sadece fotoğraf gönderiyorum şu anda...




Çocuklar ve Biz...

Nimet beni sobelemişti, işte cevaplarım...

-Çocuklarınız mı adapte oldu size yoksa siz mi çocuklarınıza?

Tabi ki biz çocuklara adapte olduk.Onları uyutmak için gece 10'da yatıp,izlemeyi düşündüğümüz filmleri kaçırıyoruz,hepberaber üstümüze başımıza bir şey almaya gittiğimizde alışveriş merkezinde oraya buraya kaçan çocukların peşinden koşmaktan yorulup hiçbirşeye bakamadan geri dönüp geliyoruz,arkadaşlarımızla buluşup dışarıda bir yerlere gidip oturamıyoruz (ki bunu dün denedik arkadaşların ısrarları sonucu,bir şey olmaz çocukları da getirin dediler, oradaki 1,5 saatin benim açımdan nasıl bir stes ile geçtiğini anlatamam,aynı şartlarda bizimle tekrar görüşmek isterler mi bilmem :))

-Uyku, yemek, uslu durma vb. gibi durumlarda uyguladığınız yöntemler nelerdir?

Bizim tavşanların ikisinin de uyku düzenleri hep iyiydi,gece uykularımız hiç bölünmedi desem yeridir.Yalnız yemek konusunda şikayetçiyim şöyle ki ; aslında iyi yemek yiyiyorlar fakat sen yedirirsen ,beraber sofraya oturup 20 dakikada yemeği bitirip kalkmak en büyük hayalim,sofrada oyun oynamayı ,etrafla ilgilenmeyi seviyorlar,bazen bitirmek 1 saati buluyor.Bazen bilerek yemek saatini geç saate kaydırıyorum ki çok acıksınlar da yemeği iştahla yesinler diye ama yine de işe yaramıyor yaaaa :(
Yaramazlık konusuna gelince, ikiside çok hareketli ,akşamları evin altını üstüne getiriyorlar bende yarım saatte bir peşlerinde dolaşıp dağıttıklarını topluyorum ki evin içinde kaybolmayalım diye:) Çünkü en fazla yarım saat bir şeyle oyalanıp bir diğerine geçiyorlar, arabaları bırakıp yapboza geçiyorlar,onu bırakıp kitaplara geçiyorlar,onu bırakıp legolara geçiyorlar,onu bırakıp bilgisayara geçiyorlar,sonra tekrar arabalara dönüyorlar böyle devam edip gidiyor işte.Ama sözümü de dinlerler, kıyamazlar bana :)



31 Mart 2006

Ebe-Sobe...


Secret beni sobelemiş, ilk defa sobeleniyorum bu arada. İşte sorular ve cevaplarım...

1.Soru: Cennette yada cehennemde (kim bilir ?) insanlığa yön veren bütün o eski bilim adamları (Einstein, Newton, Maxwell, Rudherford, Galileo, Pascal, Bohr vs…) bir araya gelmişler. Her gün bilimsel konular üzerinde tartışmak çok sıkmış onları, ve bir gün saklambaç oynamaya karar vermişler. Kısa çöpü çeken Einstein başlamış saymaya yüze kadar herkeste bir koşuştumaca, saklanacak yer arıyorlar. Ama bir tek saf (?) Newton olduğu yerden kıpırdamamış. Yerden bir sopa almış ve yere bir şeyler çizmiş. Bu arda Einstein saymayı bitirmiş ve arkasını döner dönmez, hemen hiç düşünmeden ...... sobe demiş. Einstenin sobelediği kimdir ve neden ?
Cevap: Einstein'ın sobelediği Bohr'dur.Neden mi?Şimdi daha öncesine dönelim.Ölmeden önce bir gün Bohr ile Einstein kırda kuantum kuramını tartışarak geziyorlarmış. Tartışmanın hararetli bir anında karşılarına iri yarı bir ayı çıkmış. Bohr,hemen ayakkabı bağcıklarını sıkıcı bağlamak üzere eğilmiş. Onu izleyen Einstein "Yahu Niels ne yapıyorsun,ayıdan daha hızlı koşacağını mı sanıyorsun?" diye sormuş. Bohr da "Hayır Albert, ayıdan daha hızlı koşacağımı düşünmüyorum. Sadece senden daha hızlı koşmayı düşünüyorum" demiş! Gelelim saklambaç oynadıkları zamana, Newton yere sopa ile bir daire çizerken bir taraftan da şunu söylemiş: "Kim ki kazandığı halde kaybettiyse bu dairenin içinde kalmaya mahkumdur." Bu sözün üzerine Einstein hemen "Bohr sobe " demiş. Nasıl ama? :))

2.Soru: Okuduğunda seni en çok etkileyen kitap?
Cevap: Şu Çılgın Türkler.Henüz bitmedi devam ediyorum okumaya.

3.Soru: Takip ettiğin dergi?
Cevap: Sürekli olmasada dekorasyon dergileri :)

4.Soru: Günlük okuduğun gazete?
Cevap: Milliyet.

5.Soru: En yaramaz çocukluk anın?
Cevap: İlkokula başladığımda ilk hafta sınıfımı değiştirdiler, "adı okunanlar çantalarını alıp yan sınıfa geçsin" dediler, çok üzüldüm çünkü arkadaşım ile aynı sınıftaydık ve ayrılmak istemiyordum.Çantamı alıp yan sınıf yerine çıkış kapısına doğru koşmaya başladım,arkamdan birisi de bağırdı "aaaa, kız kaçıyor!" diye.Daha hızlı koşmaya başladım,okul yolu kayalık,taşlık bir yoldu,düştüm dizlerim kanadı,ağlaya ağlaya gitmiştim eve.Tabi ertesi gün babam götürüp teslim etmişti yeni öğretmene :))

6.Soru:Televizyon yapımcısı olsan yapmak istediğin program ne olurdu?
Cevap: Hobi-Sanat programı.

Şimdi ben kimi sobelesem acaba?Sobelenmemişlerden olsun.Hımmmm, Zeynep, Ayça, Pinklook, Age35, Annelog sobeee!...

30 Mart 2006

Pamuk Prenses'in Hiç mi Suçu Yok?


Dün bugüne kadar yaşamadığım değişik hislere kapıldım.Hiç tanımadığım, bilmediğim sadece bir ortamda fotoğrafını gördüğüm, benimle hiç alakası olmayan genç ve güzel bir kıza sinir oldum(!). O'nun suçu genç , güzel ve popüler olması ,ayrıca artık yaşımın ilerlemeye başladığını bana hatırlatmasıydı.Suçluydu ,çünkü 20'li yaşlarımın artık bittiğini ve yolun yarısına bir kaç yıl kaldığını farketmemi sağlamıştı.Her bayanın hayatının bir döneminde yüzleşeceği gerçekle dün onun yüzünden yüzleşmiştim.Bugüne kadar kimseyi kıskanmayan,bunun nasıl bir duygu olduğunu bilmeyen ben, bunuda öğrenmiştim.Sanki sihirli bir değnek başıma dokunmuş ve ben bir an için başka biri olmuştum.
Artık teknoloji çok ilerledi, her gün yeni yöntemler bulunuyor, güzelleşmek gençleşmek adına.50'lik 60'lık teyzeler, 35'lik ablalar şeklinde dolaşıyor aramızda.Görüntü olarak yarışabiliyorsun istediğinle ama ya ruh olarak? O kadar yaşanmışlığı, birikimi silmek,unutmak mümkün mü?
Dün ilk defa kötü kalpli cadıya hak verdim. Pamuk Prenses'de tüm gençliği ve güzelliği ile onun gözünün önünde salına salına dolaşmasaymış canım! :)))

29 Mart 2006

Güneş Tutulması...


Biraz önce kattaki yaklaşık 25 kişiyle bir curcuna havasında izledik güneş tutulmasını, buranın resmi havasını gayri resmi bir hale getirerek :) Antalya ve Ordu'nun gün ortasında 3-4 dakikalığına kapkara olduğunu gördüm. Düşünsenize güneş tutulmasından falan haberi olmayan bir köylü tarlada çapa yaparken gün ortasında etraf birden kararıyor, şok edici bir durum :) Aklından kimbilir neler geçmiştir o anda.
Tarihte de insanlar bu olayın şokunu yaşamışlar.MÖ Medlerle Lidyalılar arasındaki bir savaşı engellemiş güneş tutulması.Çin'de ejderhanın güneşi yemesi olarak düşünülen güneş tutulması, Mısır'da kötü kalpli yılanın güneş tanrısı Ra ile kavgası olarak açıklanmış.Vietnam'da bir kurbağanın marifeti olduğu inanılan tutulmaya ,Güney Amerika'da kara bir jaguarın neden olduğu düşünülmüş.Kızılderililerde tutulma ay ile güneşin savaşı olarak tanımlanırken,Mezepotamyalılar tutulma anında yaktıkları meşalelerle güneşi tekrar parlatmaya çalışmışlar...
Sonuçta insan aklının algılayamadığı, nasıl oluyor da oluyor dediği yüzlerce doğa olayından biri bu da.Doğanın mucizesi işte...

28 Mart 2006

Ben Yaptım - 3

İyi bir uyku, güzel bir günün başlangıcı demektir :) ...





27 Mart 2006

Dikkatli Olalım...



İnternette son günlerde dolaşan bir mail var,hatta geçen gün bir blog sayfasında da görmüştüm.Son model güzel arabalarla gezen ve yine kendisi de hoş ve bakımlı insanların "Biz T.H.Y. personeliyiz" deyip ,free shop'taki orjinal parfümleri ucuz fiyatla sattıklarını söyleyip, denemek amaçlı insanlara sıkıp sonra da bayılttıklarını ve soyduklarını okumuştum.Dün aynı şey bizim başımıza da geldi.Büyük bir alışveriş merkezinden çıkmış otoparka arabaya doğru yürüyorduk.He-man ve bizim iki tavşan önden gidiyor annem ve bende biraz daha arkadan yürüyorduk.Siyah spor bir araba he-man'e yaklaşıp durdu ve aynı şeyleri söyledi, "T.H.Y. personeli olduğunu ve ucuza parfüm sattığını denemek isteyip istemediğini" sordu.Bu olaylardan heberi olmayan he-man istemediğini söyledi,bizimde onlara doğru yaklaştığımızı gören adam ısrarcı olmadan uzaklaştı.Bunu bizzat yaşamış olmak çok etkiledi beni ,öylesine hareketli ve güvenli olabileceğini düşündüğün bir ortamda ,böylesine rahat gezebiliyor olmaları da ayrıca ilginç bir durum.Yanında iki küçük çocuk olan birine ne yapmayı düşünüyorlardı acaba? Ve nasıl bu kadar cesaretli olabiliyorlardı? İnternetten gelen mail'de de bir çok forward vardı,"ben de karşılaştım, bana da sordular " şeklinde yazan.Hatta birine çok ısrar edip kolundan da tutarak zorla sıkmışlar sözde parfümü ve kız "başım dönerek zor uzaklaştım oradan ve hemen otobüse bindim" demiş.Ayrıca T.H.Y.'nin personelini hiç sokak sokak dolaştırıp parfüm sattırabileceği size mantıklı geliyor mu?
Lütfen çok dikkatli olalım,böyle insanlar artık her yerdeler
...

23 Mart 2006

İsim Değişikliği

Adımı değiştirdim ve kendi adımı kullanmaya karar verdim.Her sayfayı açtığımda ABLA adını görmek nedense bana ağır gelmeye başladı ve ben de hafiflemek için değiştirdim işte :)) Bununla da yetinmedim görüntümüde değiştirdim.Bir vakit bulabilsem çalışmalarım devam edecek :)))

Ben Yaptım - 2

Mavişler...






22 Mart 2006

Karışık...


Bugün sabah 9'da bir başladım çalışmaya daha yeni bitti, bütün karışık işler üstüste geldi, yukarıdakilerden farkım yok şu anda :)))

21 Mart 2006

Ben Yaptım - 1


3 yıl öncesine kadar takılarla hiç alakası olmayan biriydim, bir bulaştım pir bulaştım. Hele geçen sene seri üretim halindeydim son zamanlarda ise ara sıra takılıyorum.İşte birkaç örnek, devamı gelecek...



İstanbul...

Yıllar yıllar önceydi, sömestir tatilinde anneannemlerde İstanbul'daydık, Kadıköy Kızıltıprak'ta.Dün akşam eski fotoğraflara bakarken bu fotoğrafı görünce içimi önce bir heyecan kapladı sonra da bir hüzün.Evimiz yolun sonunda sol taraftaydı, gördüğünüz gibi lapa lapa kar yağıyordu.Dayımla beraber dışarı çıkmıştık.Elimde kardeşimin doğumgünü için aldığımız hediye paketleri.Hemen yanımdaki çalılıkların arkasında ise eski bir köşk vardı, esrarlı , terkedilmiş bir köşk.Yaz akşamları Kalamış-Fenerbahçe sahillerinde yaptığımız akşam yürüyüşlerinin ardından eve dönerken yanından geçmeye korktuğumuz, bir şey görürüz diye başımızı bile çevirip bakamadığımız köşk...Yıllardır o mahalleye gitmedim.Eminim şimdi ne o arnavut kaldırımlı yol duruyordur ne de o beyaz boyalı eski köşk. Ama benim anılarımda hala oradalar ve öyle de kalacaklar...


20 Mart 2006

Altyapı Çalışmaları...

Eh artık bir şeyler yazayım bari , saatlerdir altyapı çalışmaları ile uğraşıyorum, mükemmeliyetçi ruhum yine burada da ortaya çıktı, aman şurası şöyle olsun, yok bu güzel olmadı böyle olsun...Artık başım kazan gibi olmaya başladığı için bırakıyorum dizayn işlerini , zaten nimet'de sıkıştırıyor bir taraftan "hala bir şey yazmadın "diye :))
Aslında stres de oldum şimdi ne yazacağım diye, aklımdan bir sürü şey geçiyor ama "şimdi damdan düşer gibi yazılmaz da bu"deyip vazgeçiyorum.Çok ciddi bir iş yapıyor psikolojisindeyim şu anda.Bir anda yine kafamda yapılacak işler listesi beliriverdi işte,"Kedi" flimindeki küçük kız misali:
1-Öncelikle eşe-dosta buranın adresi verilecek.
2-Bilmeyenlere blog olayının mantığı açıklanacak.
3-Niye böyle bir işe kalkıştığımı soran olursa diye mantıklı cevaplar düşünülecek.
4-Kendi kendime yazmış olmayayım diye takip etmeleri sağlanacak :)
Gördügünüz gibi işim çok.Bir an önce çalışmaya başlasam iyi olur...

18 Mart 2006

Tanışma...

İlk defa çocukluk arkadaşım Nimet sayesinde tanıştım blog olayı ile.İnternette Günlük! Çok eskilerde 3 yıl peşpeşe deftere günlük tutmuştum ve her gün yazmak zorunda hissediyordum kendimi, hal böyle olunca ve bu bir vazife halini almaya başlayınca da sıkmaya başlamıştı.Çocukluk aklı işte hiçbir şeyi atlamamalıydım, hergün yazmalıydım :)
Burada öyle bir zorunluluk hissetmeyeceğim, canım ne zaman yazmak isterse o zaman yazacağım.

Koşuşturma içinde yaşayan bir insanım, özellikle de iş çıkışı akşam saatlerinde ve hafta sonları,yapılacak bir iş yoksa bile bir iş yaratma çabasında olurum farketmeden.Sürekli aklımda yapılacak işler listesi vardır.Biraz da bu kuralcılığı kırmak için böyle bir şey yapmaya karar verdim.Burada içimden ne geliyorsa,aklımdan ne geçiyorsa onları göreceksiniz...
Gelelim adımın neden abla olduğuna...Zaten yıllardır tescilli bir ablalığım var,üç kardeşimin ablası.Ayrıca işyerindeki arkadaşlarım da abla diyerek onore ettiler beni.Ama bakmayın öyle herkesin bana abla dediğine işe gittiğim de bazı sabahlar "Yanlış gelmişsin sen, yan taraftaki ortaokula gidecektin kızım!" esprilerine bile maruz kalıyorum.

Yani benimki manevi ablalık :)

17 Mart 2006