03 Nisan 2007

Faaliyetler...

Artık uzun soluklu olmaya başladı yazılarım, bunun sebebi gitmekle kalmak arasındaki ikilemden kaynaklanıyor sanırım...

Geçen süre içinde bir sürü şey yaptım aslında.Mesela çocuk pastası yaptım :) Sırf onlara daha cazip gözüksün,bir iki lokma alıp yine oyun derdine düşüp bırakıp gitmesinler diye içini dışını her yerini süsledim, çikolatalarla, şekerlerle, gofretlerle, meyvelerle... Uğraştığıma değdi mi? Ehh, bir kaç dakika daha fazla oturdular masada ve biraz daha fazla yediler :)

Sonraaa sanatsal faaliyetlerime ara vermek olmaz:) Kendime şirin bir şal yapmaya karar verdim, henüz kendisini örmedim, çiçeklerinden başladım yapmaya, umarım bu da başlayıp başlayıp bir kenara bıraktığım işlerime dönmez. Biraz maymun iştahlı olduğumu kabul ediyorum :)
Veee en önemlisi spora başladım! Herşey öyle denk geldi ki, uzun zamandır isteyip de bir türlü uygun ortam ve zaman yaratamadığım spor olayına pat diye başlayıverdim :) Hafta da üç gün, öğle tatillerinde ve net bir saat.Daha ne isterim :) Hatta dün akşam evde çocuklarla da yaptık yer hareketleri, çok eğlenceliydi :)



Hafta sonu da bir mobilya fuarına gittik, bizim için zevkli aktivitelerden biri :) Kayda değer güzel bir şey yada bir fikir görürsem resmini çekerim diye fotoğraf makinasını da almıştım yanıma ama kayda değer tek güzel görüntü aşağıdaki fotoğraftı.

Sonunda yine işyerindeyim.Atkımla bardağım arasındaki renk uyumuna dikkat bu arada :))


16 Mart 2007

1.yıl


17 Mart yani yarın bloğumun doğumgünü, iyi ki doğdun Cerescent! :)) Bir yılda biraz tembellik etmişim çünkü bu 70. paylaşımım. 100 ve üzerinde olanları biliyorum. Ama olsun önemli olan hala buradayım, sizler de buradasınız. Umar' ın dün dediği gibi " kimler geldi geçti biz hala buradayız" :)

Bir kaç gündür fotoğraflarla uğraşıyorum,düzenleme çalışmaları yapıyorum.Uzun zaman olmuştu ilgilenemeyeli. Bir çoğuna yüzümde büyük tebessümlerle bakıyorum, ne güzel günlerdi yaa diyorum, çünkü dün bile geçmiş artık.



Mesela bu geçen yazdan...



Pilita'nın nefis kumpiri, geleneksel Pilita günlerinden.


Evet kesinlikle "forewer young" :))



Boncuklu Crescent, hand made :)



Teyze ve yeğeninin minicik eli, yerim onu ben :)



Aştım kendimi aştım, kırmızıdan sonra mavi papuçlarımda var artık :)



Delikanlı Crescent :)




Beyaz bir tebessüm, Colgate! :)



Gelinlik ayakkabılarım, hala giyebiliyorum! :)



Bir temmuz sabahı, "günaydın arkadaşlar!"


Crescent Graff! Kıyasıya bir tenis karşılaşması, Nimet'le tatilde :)))



Yine sevgili dostum Nimet ve çekirdek ailesi bir akşam bize misafirliğe gelmişler.Gelmeden önce de küçük Nazan telefon etmiş "bir maniniz yoksa evdeyseniz annemler size oturmaya gelecekler" :)))




Kırmızı şapkalı kız olur da kırmızı papuçlu Crescent olmaz mı? :))




"Türkiye'nin Yıldızları" yarışmasının kulisinden.Yarışmacı olan kardeşime o hafta İstanbul'dan bizzat destek vermek için stüdyoya gitmişiz.Başka tiyo yok! :)))



Çocuklar için düzenlenen yılbaşı balosundan, ben kamerayla çocukları çekiyorum, Nimet'de beni çekiyor :))
Aaaa neydi o günler, saçlarımı kısacık kestirmiştim, iyi cesaret etmiştim, hoşuma da gitmişti aslında ama zuzu çok bozulmuştu beni öyle görünce. "Anne nooolur gidip saçlarını geri alalım" dedikçe içim burkulmuştu... Sonra yavaş yavaş uzamaya başlayıp bu hale geldiler, şimdi ise uzuuuunn...:)


Tatilde hamak keyfi. "İllaki hamakta fotoğraf çektireceğim" diye tutturmuştum :))



İşyeri sabah muhabbeti...
Son bir yıldır, digital fotoğraf makinasını aldığımızdan beri çektiğimiz fotoğraflar sadece sanal ortamda, bilgisayarda yada cd'de. Ama eline ciltli aile albümünü alıp sayflarını yavaş yavaş çevire çevire fotoğraflara oradan bakmak ayrı bir zevk bence. O yüzden çektiğim fotoğrafların en güzellerini seçip, bastırıp, albüme yerleştireceğim.Ama zevkli olduğu kadar uzun da sürecek bir işe benziyor bu...:)

06 Mart 2007

Safranbolu-Amasra Gezisi...

Geçen yazdan beri istediğimiz Safranbolu-Amasra gezisi yağmurlu da olsa geçtiğimiz hafta sonuna kısmetmiş.Islak ve güzel bir gezi oldu.Gerçi biz alışkınız, geçen yıl gittiğimiz Ürgüp-Göreme gezisinde de sadece o hafta sonunda nisan ayında lapa lapa kar yağmıştı :)

Safranbolu'yu gezmeye şu an terkedilmiş durumdaki Yörük Köyü'nden başladık.Halk zenginleştikçe buradaki eski evlerini terketmiş ve 11 km uzaklıktaki yeni yerleşim yerine, daha yeni binalara taşınmış.



Yukarıdaki Osmanlılardan kalan 95 güneş saatinden biri. Güneşli havalarda 10 dakikalık zaman dilimlerini bile gösteriyor.

Alışveriş zamanı...

Cinci Hanı, şu anda otel olarak kullanılıyor...

Restore edilerek ziyarete açılmış olan Kaymakamlar Evi'nden görüntüler...1975 yılına kadar evin sahipleri bu evde yaşıyormuş, sonra müze haline getirilmiş, evin içinde sayamadığım kadar çok oda var...







Vee geçiyoruz Kraliçe Amastrist'in şehri Amasra'ya...

Amasra'nın meşhur salatası...İçerik olarak çok zengin ve büyüktü, bir tane kesmedi , iki tane yedik :)

Kaldığımız otelin penceresinden manzaralar...


Yürüyerek çevreyi dolaştık, Kale içi, Bizanslılar zamanında Kilise Osmanlılar zamanında da Camii olarak kullanılan(Kilise-Camii) Şapel, Ağlayan ağaç, Tavşan adası, Liman,Tahtacılar Çarşısı...



Sadece siyah tavşanların ve beyaz martıların yaşadığı tavşan adası...

Tekne gezisi yapmayı da ihmal etmedik...

Fatih Sultan Mehmet’in “Lala Çeşm-i Cihan bu mu ola” diye sorduğu Bakacak Tepesi’nin manzarası gerçekten görülmeye değerdi fakat oraya geldiğimizde çok yağmur yağdığı için otobüsün içinden seyretmek zorunda kaldık o manzarayı.Yukarıdaki fotoğrafları birleştirerek gözünüzde canlandırabilirsiniz o manzarayı da :))

02 Mart 2007

İnciler...


* He-man halı sahada maça gitmişti, döndüğünde 7 yaşındaki büyük zuzu sordu:
- Baba maçta Sayın Seyircilerde var mıydı? (Sayın seyirciler kelimelerini ayrılmaz bir kalıp olarak algılamış olmalı :))))))

* Yine meraklı büyük zuzu soruyor:
- Anne Anıtkaiki'de var mıdır?
- ??? O ne demek, anlamadım?
- Hani AnıtkaBİR var ya, AnıtkaİKİ'de var mıdır?
- :))))))

* İşten geliyorum, elimde bir poşet var.4 yaşındaki küçük zuzu soruyor;
- Anne elindeki koşet'de ne var? (koşet = poşet , o kadar tatlı söylüyor ki düzeltmeye kıyamıyoruz :))))))

* Küçük zuzu kendi kendine Kenan Doğulu'nun Çakkıdı'sını söylüyor;
- Çat diye çat diye kuzuleyiimm (çat diye çatlamak üzereyim :)))))))

01 Mart 2007

Küçük(Büyük) Şeyler...

Çok sevdiğimiz bir arkadaşımızın annesi vefat etti.Uzun süredir verdiği yaşam mücadelesini kaybetti.Bu işin sırası olmaz ama genç sayılabilecek bir yaşta aramızdan ayrılanlara insan daha çok üzülüyor.Bu son 1 yıl içinde Karşıyaka mezarlığına üçüncü gidişim.Yaş ilerledikçe yeni bir süreç başlıyor, bizim ilerledikçe ebeveynlerimizinki daha da ilerlemiş oluyor ve çok zor da olsa artık bunlara alışmaya başlamamız gerekiyor. 3-5 yıl öncesine kadar gidilen düğünler ağırlıktaydı, sonra bebek doğumları yerini aldı, şimdi de ölüm yavaş yavaş yüzünü göstermeye başladı.

Yaşadığımız günlerin kıymetini bilmeliyiz, geçiştirme tarzında, memnuniyetsizce yaşanan günlere yazık.Hala nefes alıyorsan, sevdiklerin yanındaysa veya iyi olduğunu biliyorsan bundan daha önemli ne olabilir ki?...
Her insan kendi mutluluğunu yaratır.Küçücük sandığımız şeylerin aslında çok BÜYÜK olduklarının farkına varmalıyız...

23 Şubat 2007

Doping...


Sabah sağlık durumumu gözden geçirme amaçlı bir takım tahliller için kan vermeye gittim.Koltuğa oturdum, kolumu açtım bekliyorum. Orta yaşlı hemşire hanım tetkik formunu incelerken forma yazmak üzere "Kaç yaşındasın" diye sordu.Bende 35 dedim (bu arada aslında 34,5!:)) Sonra hemen yan tarafımdaki aynaya dönüp bakım " 35 gösteriyor muyum acaba?" dedim içimden "yok canım hele şu halimle hiç göstermiyorum bence, saçlar hafifçe dağınık atkuyruğu şeklinde toplanmış, minyon bir yüz, kilo yok, kıyafetler gayet spor" O sırada hemşire yanıma geldi ve "maşallah, maşallah , 35 dedin ama 25 yaşında gösteriyorsun!, hiç yaşını göstermiyorsun, çok şanslısın, maşallah " dedi :))) Kolum biraz acıdı ama olsun gururum okşandı :) sabah sabah dopingimi almış bir vaziyette döndüm işyerine...:)))

15 Şubat 2007

Çeşitleme...

- Anneler günü, babalar günü, sevgililer günü, öğretmenler günü,v.s, v.s. gibi sözde özel günlerde , kendimi o güne özel bir şeyler yapmak zorunda hissetmekten hoşlanmıyorum, "layıkiyle bir şey yaptım mı, aldım mı" stresine girmek beni geriyor.Sevgililer gününde hiç bir şey yapmadık.Zuzuların biri "anne harçlığımla sana sevgililer günü için hediye alacaktım ama unuttum" dedi.Sonra da kendisine çikolata almış :) Diğeri de kreşte çok güzel bir kart hazırlamış, "Anneciğim ,babacığım sevgililer gününüz kutlu olsun. Yakışıklı oğlunuz ......." diye :) He-man de ve ben de ise tık yok, "Bizim için hergün Sevgililer Günü nasıl olsa" deyip :)))

- Geçen aylarda kazanmış olduğum sınavla ilgili terfimi ve zamlı maaşımı aldım, güzel oldu, arabanın taksitleri çıktı :))


- Bir arabam var ama hala kullanamıyorum, buna çok canım sıkılıyor :((


- İnternet, güvenlik,v.s. ile ilgili teknik sorunlar yaşamaktayım, bu blog hayatımın sonu olabilir...


- Geçen gün arkadaşlar bizdeydi tabu oynadık, ben anlatıyorum ve kelime "podyum". Önce "manken"i anlatıp olaya oradan girmek istedim.

Ben : Şimdi ben zayıfım ve uzunum, neyim ben?
He-man : Zürafa! :)))))))

Aklına ilk etapta mankenlerin gelmiyor olması da işin iyi tarafı tabi ki :)))


Aklıma Takılanlar...


- Boğaziçi'nde Tıp yok ki...
- Tarkan nerelere gitti...
-Teknik olarak bilgisayardan anlıyor olmak bir bayanın imajını etkiler mi, mesela daha zeki gösterir mi? :))
- ÇP = A mı?
-Diğer sınavı da kazanabilmek için aynı azmi gösterebilecek miyim?
- Blogger'larla tanışmak elektriği kesiyor mu...





02 Şubat 2007

İstanbul...


Evanescence'den My İmmortal ile başlamak istedim aslında ama aşk acısı çekmeyeli yıllar olduğu , dolayısıyla şarkının o ruh halini şu andaki ruh halimle bağdaştıramadığım için vazgeçtim fakat müzik süper, dinlemediyseniz mutlaka dinleyin.

Süre kısa da olsa İstanbul havası insana yarıyor.Yolculuğumuzun son dakikalarında Bostancı'ya gitmeye çalışırken kendimizi yanlışlıkla Çamlıca tepelerinde bulmamızın dışında bir sorun yaşamadık diyebilirim :) Akşam akşam hesapta olmayan bir Çamlıca gezisi yaptık o kadar :) İlk iki gün açık ve kapalı alan gezileri ile geçti.İstanbul'a gidipte İkea'ya uğramamak olmaz tabi, 2 saatlik hızlandırılmış bir turla onu da aradan çıkardık.Çocuklar sahile gidip denize taş atacağız diye tutturdu, gittik, ama öyle soğuk bir hava vardı ki çabuk çabuk taşlarımızı atıp, titreyen suratlarla gülümseyerek poz vermeye çalışaraktan sahil fotoğraflarımızı da çekip hemen arabaya koştuk :) Kalan günlerimizde ,bol bol çizgi film izlemeyle , küçük yeğenimi doyamadan sevmeyle geçti.Dönüşte bizim dışımızda herkes endişeliydi Bolu'da yollarda kalacağımızı düşünerek ,çünkü gün boyu Bolu geçişi kapandı, açıldı, kapandı şeklinde haberler gelmiş, akşam geç bir saatte yola çıktık ama karayollarını çok takdir ettim, 3-4 araç faaliyetteydi ve yollar kesintisiz açıktı.Üç şeritli yollar nadiren tek şeride düşse de hiç duraksamadan geldik Ankara'ya.Tabi şanslı olduğumuzu da söylemeden geçemeyeceğim çünkü bizden birkaç saat sonra tekrar kapanmış yollar :)Bolu geçişini de ilk defa test etmiş olduk böylece, dağın tepesine döne döne tırmanmadan ,kayarcasına dümdüz bir yolda gitmek süper bir şeydi :)

Aslında ben bu tatilden pek bir şey anlamadım, çok kısaydı, 4 gün yetmedi, daha uzunu yaza inşallah... Hey gidi günler hey! Yazın okulların tatil olmasıyla hemen İstanbul'a gidip de 3 ay boyunca kaldığımız yıllar geldi de aklıma, şimdi ancak emekli olduğumuzda görürüz o kadar uzun tatili...:))
Bu arada beklediğimiz gibi oğluşumun karnesi çok iyi geldi...:)

25 Ocak 2007

Bekle Bizi İstanbul...

Bir aksilik olmazsa yarın İstanbul’a gidiyoruz ailecek.Bir kaç günlük bir tatil olacak, öncesinde bir karne heyecanı yaşayacağız ilk defa.Oğluşuma güveniyorum :) Okumayı sökeli çok oldu zaten, sayılarla arasıda çok iyi. Şimdiye kadar hep biz karne getiren taraf olmuştuk , o karneye anne baba gözüyle bakmak nasıl olacak bakalım :)

Hem iş, hem ziyaret amaçlı olacak İstanbul’a gidişimiz.Uzun zaman oldu gitmeyeli, özledim kokunu İstanbul...

18 Ocak 2007

Güncel...

1 haftadır hala hastalıklarla uğraşıyoruz, herşey birbirine o kadar girdi ki, önce kim hastaydı, sonra kim olmuştu, kime hangi tedaviyi kaç gün uygulamıştık,aynı anda hangi sorunlar çıkmıştı, o bunu tetiklemiş miydi derken ve en son hastane doktor olayımızı bu sabah yaşadıktan sonra şu anda mevcut hastalığa teşhis konulmuş olmasından dolayı içim huzurlu bir şekilde oturuyorum bilgisayarımın başında.Büyük zuzu için son teşhis ağrılı ürtiker döküntü.Neyin tetiklediği belli değil, 4-5 günlük ilaç tedavisinden sonra geçeceğini umuyoruz inşallah.

Bu kadar sıkıntılı şeylerin içinde komik olaylarda yaşıyorum bu arada. Şöyle ki; :)
Dün öğle tatilinden sonra işe dönmek için dolmuşa bindim.Dolmuş dolu, ön tarafta ayakta duruyorum, arkadan bir ses geldi, önce bakmadım, sonra baktım yaşlıca bir adam ayağa kalkmış, benim yüzüme bakarak bana doğru yürüyor, o zaman bana “ buyrun hanfendi oturun“ dediğini düşündüm. Ben de “gerek yok, rahatsız olmayın, birazdan ineceğim zaten” dedim yüksek sesle arkaya doğru. Adam da anlamsız anlamsız bir süre yüzüme baktı ve “ biz durakta ineceğiz” dedi. Meğer adam “durakta inecek var” demiş en başta, ben de üzerime alınmışım ve inecek olan adama “ gerek yok , oturun, rahatsız olmayın” dedim yaaa :))))))))))) onlar 2 kişi indiler bende yerlerine geçip oturdum ama çok komik bir durum oldu :))))))) Diğer yolcular da duydular tabi ama ben bozuntuya vermemeye çalışarak yola devam ettim :)))))

10 Ocak 2007

Çöküntü...

Ruhsal ve fiziksel anlamda çöktüm.Bayramdan bugüne hastayım, dün öğlen işyerindekiler artık dayanamayıp " Git evinde öksür" dediler ve beni eve gönderdiler :) Benim hastalığım çok önemli değil, nasıl olsa ben idare etmeye alışkınım ama asıl çökmeme sebep olan şey çocukların hastalığı oldu.Birinin dişi ağrıyor ve kanal tedavisi için hafta sonunu bekliyoruz, diğeri de dün akşam ateşlendi ve bütün gece uyumadık, ilaç üstüne ilaç.
Sonuç; büyük olan ağrı kesici takviyesi ile ağlaya ağlaya okula gönderildi, küçük olan şurupları yanıbaşında evde yatıyor, ben öksürmeye devam ederek burada masamın başındayım. Moralim çok bozuk.Onların yanında olamadığım için vicdanım sızlıyor...

04 Ocak 2007

Sevgiyle...


Yılbaşı toplantılarımız bir gelenek haline gelecek sanırım, geçen yıl Nimet’lerde, bu yıl Süheyla’larda , seneye de bizde oluruz inşallah. Bu yıl yaptığımız çekim geçen yılın yılbaşı süper cd’sinin yerini almaya aday mı bilmiyorum, çünkü henüz fırsat bulup izleyemedim.Ama özellikle Gaffur stili çakkıdı dansım ile nasıl bir performans sergiledim acaba diye çok merak ediyorum :)))

Evde sabahtan başlayan menü hazırlıkları, bayram telaşı, yakın çevre ile bayramlaşma, giderken bunu da alalım, şunu da unutmayalım derken akşam büyük buluşma gerçekleşti. Güzel bir akşamdı, çocuklar enerjilerinden hiçbir şey kaybetmeden gecenin ilerleyen saatlerine kadar hoplayıp zıpladılar, ee tabi bizde hoplayıp zıpladık canım :) Sonuç itibariyle yeni yıla kalabalık ve neşe içinde girdik, inşallah tüm yılımızda aynı neşe ile ve etrafımızda her zaman dostlarımız ve sevdiklerimiz olarak geçer.Herkese iyi seneler!...

Not: Adettendir diye aldığım milli piyango biletine ancak bu sabah bakabildim, para lazım değil ya nasıl olsa gönlümüz zengin :) o yüzden sadece amorti çıkmış!

27 Aralık 2006

Ayna'daki Görüntü...


Sorumsuz bir satıcının gazabına uğrayıp öylece ortada kalakalmıştık geçen gün, doğumgününe gittik ama elimiz bomboş, 3 gün öncesinden hediye için sipariş verdiğimiz adam teslimata bir saat kala “elimizde ondan kalmamış başka bir model olur mu?” dedi rahat rahat!!! Gerçekten zor bir durumdu, neyse ki arkadaşımız “hediyemi isterim de isterim” diye tutturmadı :) Dün akşam daha önceden beğenilmiş bir çerçeve de karar kılındı, profesyonel bir usta tarafından güzel bir ayna haline getirildi, yanına bir de cıvıl cıvıl renkleri olan bir tablo seçildi, adlarına da almış olduğum hediyeyi o anda orada olmadıkları için göremeyen arkadaşlar için fotoğrafları çekildi, hediye paketinin ardından sahibinin evine gidip teslimat yapıldı :) Daha önce o kadar yapılan hediye organizasyonuna, uğraşmaya inat herşey 1 saat içinde oldu bitti, görev başarıyla tamamlandı. Bizim o anda ki telaşımızı, telefon trafiğimizi gören usta “umarım değerli bir insana gidiyordur hediyeniz” dedi :) “Gitmez mi, siz hiç merak etmeyin, çok değerli bir insana gidiyor “ dedim :)

25 Aralık 2006

Şiir...

Öğle tatilinde sevgili arkadaşım A.'nın doğumgününü kutladık, yaptığı nefis yiyecekleri yedik, bir şiir muhabbeti geçmişti, sonu "ki" li , kafiyeli , bende yazar mıyım, yazarım dedim, işte şiir :


Eve gittim bir baktım ki
Kapıda kalmış bizimki
Yedek anahtar bu çantadaki
Oynadım evde sirtaki
Sana daha ne diyeyim ki
En güzel pijamalar benimki
Beni beğenmiyor musun ki??


:))))

21 Aralık 2006

Alışverişim Geldi...

Ne güzel rahattım 2-3 aydır, aklım başka şeylerle meşgul olunca alışverişi falan unutmuştum, stressiz yaşayıp gidiyordum.Ama son 10 gündür bir şeyler oldu bana, alışverişim geldi! :) Hep pantolon hep pantolon olmuyor yaw biraz da etek giyeyim, evet kışlık etek almalıyım, bir de ona göre uzun çizme gerekir,çizme uzun olsun da topuklarda uzun olsa mı ki?? yok yok bana rahat şeyler lazım, kendimi sıkıntıya sokamam ben, yürürken rahat olmalıyım, gene orta boy topuk olsun.Şöyle değişik düz reklerde bir kaç tane de kazak alalım, düz renk olsun ki takılarla renklendirelim. Bu gün kemerlerimi de aldım, artık hazırım!! Daaaa, bi dakka neye hazırım?:))) İşte bu huyumu hiç sevmiyorum, anı anında yaşamaya alışkın değilim, hep bir dönüm noktası, bir başlangıç, bir plan olacak, ve bir gün tatatataaaaammm diye çıkıvereceksin ortaya, tastamam olmuş bitmiş, eksik olmadan.Halbuki bırak yaa, parça parça da olsa yaşa elindeki güzellikleri, bir organizasyon yapmaya çalışma...

Organizasyon dedim de aklıma geldi, sırada bir yılbaşı organizasyonumuz var.Üç aile çoluk çocuk hep birlikte 2. yılbaşı organizasyonumuzu yapacağız.Geçen sene
Nimet'lerde yaptığımız ilki çok eğlenceli geçmişti, bu sene bir de bayram var, ooooo süper olur, süper :))))

19 Aralık 2006

Kahvaltı-Kebap...


Bu sabah ki kahvaltım, bir adet üçgen peynir, yarım paket üzümlü çikolatalı draje. Bilerek hacimde hafif,kaloride yüksek bir şeyler seçtim çünkü bugün midemde boş yere ihtiyacım olacak, öğlen arkadaşlarla buluşma ve köfte-kebap muhabbeti var :) Ben özellikle salata meze kısmına bayılıyorum, işin en eğlenceli kısmı bence orası :) Genetik mucizesi dümdüz karınlılara inat, ben yiyip yiyip karnımı şişireceğim :)))

KırkSekizKilolukAmaKocaMideliCrescent.

14 Aralık 2006

Başarı Nedir?

Başarı denince aklımıza farklı şeyler gelir.Toplumun gözünde başarı; iyi maddi gelir getiren bir kariyer, büyük bir ev, lüks bir arabadır.Aslında bunlar başarılı olmanın tanımı değildir.Bakın Ralph Waldo Emerson başarıyı nasıl tanımlamış:

“BAŞARI; Sık sık gülmek ve çok sevmektir; Akıllı insanların saygısını, çocukların sevgisini kazanmaktır; Dürüst eleştirmenlerin onayını almak, sahte dostların arkadan vurmalarına dayanmaktır; Güzeli sevmektir; Herkesteki en iyiyi bulmaktır; Karşılık beklemeyi hiç düşünmeden kendiliğinden vermektir; Geride ister sağlıklı bir çocuk, ister kurtarılmış bir ruh, ister bir parça yeşil bahçe, ister iyileştirilen bir sosyal durum bırakarak dünyanın iyileşmesine katkıda bulunmaktır; Gönlünce eğlenmek ve gülmek, kendinden geçerek şarkı söylemektir; Tek bir kişi bile olsa, birinin sizin varlığınızdan ötürü daha rahat nefes aldığını bilmektir.İşte bu başarılı olmaktır.”

Son söz de benden;
Eğer sizde böyle düşünebiliyorsanız bazı şeyleri aşmışsınız demektir...

12 Aralık 2006

Süper Bir Söz...


İnsanoğlunun değeri bir kesirle ifade edilecek olursa ;
Payı gerçek kişiliğini gösterir,
Paydası da kendini ne zannettiğini.
Payda büyüdükçe kesrin değeri küçülür.
Tolstoy

05 Aralık 2006

OLEEEEEYYYYY,KAZANDIM!!!

KAZANDIM, KAZANDIM, KAZANDIM, SINAVI KAZANDIM !!! :))))))
2 aydır gece-gündüz verdiğim emeklerin karşılığını aldım, kazanmak gerçekten zordu, hiç bilgim olmayan bir alanda sıfırdan başlayıp bu duruma gelmek çok gurur verici. Bunun maddi manevi getirileri olacak tabi ki :)
Şimdi bunu da yazmazsam hiç hiç olmaz. Bana bu stresli dönemimde tüm destediğini veren, sürekli iki çocuğun peşinde koşturmaktan hiç şikayet etmeyen Eşime, "ders çalışmam lazım" deyince "peki anne" deyip hiç itiraz etmeyen iki küçük oğluma , Annemlere ve Babamlara çok çok çok teşekkür ederim...!

16 Ekim 2006

Özlemişim!...

Uzun zaman oldu, şöyle bir bakayım dedim sayfama yerinde duruyor mu diye, o da ne! davetsiz misafirler var, virüs bulaşmış! Aradım taradım böcükleri, kaynağını da buldum, sayfamı ve bağlantılarımı temizledim.Gelmişken bir-iki blog sayfası okudum, özlemişim beeh buraları! Ama mecburen bir süre daha uzak kalacağım, kazanmam gereken bir sınavım var ve uzun yıllardan sonra ilk defa azimle ders çalışıyorum :) Nazar değmesin tık,tık,tık! :)))
Gelmiş mi diye merak edip bakan herkese sevgiler!...:)